Beni Mutlu Eden Kareler - 3


Hep bahsediyorum ya, gecem gündüzüm takvim oldu :) İlk etapta 15 adet takvimin yazısı hazırdı. Yazıları hazırlandıktan sonra 1 adet takvimin yapımı 4 gün kadar sürüyor. Dolayısıyla hala takvim yapımım devam ediyor. Şu an son 3 adeti yapıp bu takvim işine de burada noktayı koyacağım.... Derken... Başak'ın annesinin arkadaşları da torunları için almak istediler. Takvimi gören yanında bir sipariş getiriyor desem yeridir. Çok şükür bu takvim, içime sinen bir iş oldu. Devamını yapmam diyordum ama devamı gelecek. Çok isteyen var çünkü.


Bu esnada Başak'a teşekkür etmem gerekiyor. Evet, bu takvimi yapmak planlarım arasında vardı ama bir türlü cesaret edip başlayamamıştım. Çünkü yazıları kesinlikle çok zor bir süreç. Bir kere yaptıracak yeri bulmakta çok zorlandım. Yapanlar 1000 takımdan aşağı fiyat vermiyorlar. Neyse ki uzakta ararken yanıbaşımızda, Konya'mızda bulduk yaptıracağımız yeri. Bu vesile ile de yeni dostluklarımız oldu. Ailece atölye çalıştıran çok şirin insanlarla tanıştık. İşte, herşey birşeye vesile... 


Dönelim konumuza, dediğim gibi yazıları nedeniyle bu takvimi yapmayı kafam da neredeyse 6 ay erteledim. En son Başak böyle bir takvim yapıp yapamayacağımı sorunca, işte dedim beklediğim şey bu :) Elbette dedim ve hemen işe koyuldum. Önce yazıları yazdırıldı dediğim gibi 15 takım, sonrasında da yazılar keçelere geçirildi, cırt dikildi. Tabanı polardan dikildi ve içi tamamen keçe ile desteklendi. İlk yaptığım takvim de işte bu resimlerde gördüğünüz sevimli Çınar'ın oldu. 


Çınar öyle sevmiş ki takvimi, sabah kalkar kalkmaz hemen annesi ile gökyüzüne bakıyormuş. Hava durumunu belirleyip hemen mini mini parmaklarıyla takvimi reize ediyormuş. Çınar böylece, ilk yaptığım otoyol projesinin ve ilk yaptığım takvimin sahibi olarak "ilkler" arasındaki yerini koruyor. 


Sevgili Başak, beni bu projede yüreklendirdiğin, sabırla beklediğin ve sonrasında bu güzel fotoğrafları benimle paylaşarak beni çok çok mutlu ettiğin için...
Sonsuz teşekkürler...

Çocuklara Söz Geçirme Sanatı



Ali Çankırılı'nın "Çocuklara Söz Geçirme Sanatı" kitabını okuyorum. Bitmek üzere ancak çok yerde not aldığım için kitabı bitirmeden bir yandan da notlarımı sizlerle paylaşmak istedim. Hepimizin zaman zaman çileden çıktığı, şaşırıp kaldığı noktalar mutlaka oluyordur. Emin olun, çocuklar hepimizi dize getirirler:) Kuralları sınamak için her yolu deniyorlar malum. Önce kendi rotamızı iyi çizmeli, ne yapacağımızı iyi bilmeliyiz. Kitaplar bu konularda çok çok iyi kaynaklar. Uzmanların görüşleri çok önemli. Bir o kadar önemli olan da elbette ki tecrübeli anneleri dinlemek. İşte ben de zaten bu kitabı, tecrübesine çok çok güvendiğim beş çocuk annesi sevgili "onlaruyurken"in bloğunda görüp almıştım. İyi ki almışım, çok çok faydalandım. Yazı uzun olacağı için önce böyle bir giriş yapmak istedim. Aşağıda kitaptan kısa kısa birkaç not var. Bunlar haşiye niyetine olsun. Ayrıntılı özeti de bölümler halinde ilerleyen günlerde vermeye çalışacağım.

Sevgiyle kalın...



Sinirlenmeden...Çocuk eğitiminde davranışlar sözlerden daha etkilidir.
Ceza Vermeden...
Bağırmadan...


  • Koyduğunuz soınırlar yol gösteren levhalar gibidir. Sınırlar; sanıldığı gibi çocukların haklarını kısıtlamak, onlara baskı uygulamak değildir. Sınırlar, çocuklara korundukları, güvende oldukları ve değer verildikleri duyguu kazandırır.
  • Verilen cezalar kısa süre içinde işe yarasa da uzun vadede hatalı davranışların düzelmesine katkı sağlamaz. Katkı sağlamadığı gibi, sık tekrarlanan cezalar çocukla anne baba arasında bir gerilim ve çatışma zemini oluşturur.
  • ŞİDDET öğrenilen bir davranıştır.
  • Sınırlar basit, anlaşılır ve tutarlı olmalıdır.
  • Çocuk düşe kalka yürümeyi, deneye yanıla doğruyu öğrenir.
  • Çocuğun hata yapmasına izin vermez, devamlı koruyup kollar, onun adına sorumluluk alırsak; hatalı davranışın sebep ve sonuçlarını düşünmesine ve bundan ders çıkarmasına fırsat vermemiş oluruz.
  • Çocuklar, herhangi bir davranışlarının hatalı olduğunu, büyükler tarafından onaylanmadığını, hoş karşılanmadığını bilmek isterler.
  • Çocuk, aslında "YAPMA" dediğiniz şeyi yaparken veya koyduğunuz kuralı çiğnerken niyeti sizi kızdırmak veya çileden çıkarmak değildir. Yapma dediğiniz davranışın veya uymasını istediğiniz kuralın sizin için ne kadar önemli olduğunu, bu konuda taviz verip veremeyeceğinizi test etmektir.

En Pratik Kumpir



Merhabalar;

Zaman zaman yaşadığım fetret dönemlerimden birindeyim galiba. Ya da hala blog yasaklarının etkisindeyim :S Bu hal üzerimden bir an önce gitsin, yazabileyim istiyorum. Paylaşacağım tariflerim birikti. El emeği derseniz, takvimle yatıp takvimle kalkıyorum :) 15 takım var demiştim ya, şükür tamamı tükendi. Devamını isteyenler de var ama bakalım yazıalrı benim için büyük sorun. O işi çözebilirsem elbette devamı gelecek...

Bahar iyiden iyiye kendini göstermeye başladı. Her yerde laleler var ama hala sabahları ve akşamları serin ve rüzgarlı. Nisan yağmurları da başladı Konya'da ne güzel. Bereketli bir yıl olsun bu sene. Hatta geçen hafta öyle bir dolu yağdı ki, pencereler kırılacak sandım:) Ama izlemesi de hoş oldu, özlemiştim. Ne zamandır dolu yağmıyordu. İnsan işte, herşeyi özlüyor. Yaz gelse kışı, kış gelse yazı... Yaratılışımız böyle galiba...

Fotoğrafını çekmeyi unuttum ama geçenlerde bir kek yaptım. Şeker yerine sadece pekmez kullandım. İçine pekmezin kardeşi tahini de ekledim güzel oldu. Tamamen göz kararı yaptım ama şeker yerine aşağı yukarı 1 bardağa yakın pekmez koydum. Besleyici ve şeker kullanmaktan iyidir. Çocuklar için mutlaka tavsiye ederim.

Gelelim kumpir tarifimize. En pratik kumpir tarifi diyebilirim. İşte bizim usul :)
  • Büyük patatesleri alıp bir güzel düdüklü tencerede haşlayın.
  • Patatesler hazırlanırken kumpirin iç malzemesini hazırlayın. Burada mısır, bezelye, zeytin, beyaz peynir, kaşar, sucuk vb malzemeleri kullanabilirsiniz. Hepsini küp küp doğrayın. Kaşarı rendelemek daha iyi olur.
  • Haşlanan patateslerin kabuğunu soyun. Ortasını bir bıçak yardımıyla açıp, kaşıkla da kenarlara doğru bastırıp öncelikle dilediğiniz kadar tereyağını ekleyin ve biraz tuzu patatesin içine ekleyin.
  • Ardından kaşar peyniri ekleyin ve iç malzemelerini de ekleyip afiyetle yeyin. Yemeden önce ketçap mayonez eklerseniz güzel oluyor.
Afiyetle...


Firarperest'ten Firar Ettim



Firarperest...
Okuduğum ilk Elif Şafak kitabı olacaktı.. Ama olamadı:)
40 sayfa okudum okumadım ki.
Sı-kıl-dım...
Hem de fena halde.
Aslında yakın zamanda Aşkın Gözyaşları'nı da birkaç kez bırakıp yeniden başladığımdan, "dur" dedim kendime. "Bunu da bırakma"..
Ama olmadı, resmen boğdu beni bu kitap...
Ki kaç kişiye sorduysam, bir tane olsun beğenen duymadım:)
Aman deyim, tavsiye etmiyorum...


Blogspottan, Konya'dan ve Konya'lı bloggerlardan Haberler...

Ne de az yazıyorum son zamanlar. Oysa her gün bir yazı yayınlardım mutlaka. Bazen birle bile yetinmezdim. Ama ya şimdi öyle mi? Blog yasağı sanırım hepimizi sarstı bu konuda. Hevesimiz mi kaçtı diyeeceğim, yok değil. Sanırım geçici bir durum bu. Sırada yayınlanmayı bekleyen birçok şey varken, hele de bahar gelmişken hevessizlik olur mu hiç?

Bahar demişken, dün Konya'da kar atıştırdı. Nasıl yani demeyin, aynen öyle. Sonumuz hayrolsun diyorum ama sıcakları da özledik diye ekliyorum:) Vardır her işte bir hayır.. Balkon bostanlarımız yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladılar. Şu an biber ve domates fideleri yetiştiriyoruz. Nane, maydonoz, salatalık, kabak ise direk bahçeye ekilecek. Bu sene fideleri yetiştirip direk bahçede devam edeceğiz sebze işine. Balkondaki ne olsa yetmiyor. Gerçi günlük salatayı yapacak kadar oluyorlar ama. Haydi bakalım hayırlısı...

Dönelim blog yasaklarına, geçtiğimiz cumartesi sevgili Melek'in oğlunu görmeye gittik. Öyle tatlı ki MaşaAllah, sevmeye doyamadık. Konya blogger buluşmamızdaki arkadaşlarımızın iki tanesi hariç hepimiz oradaydık. Hem bebek sevdik, hem Melek'in marifetli ellerinden enfes pastalar yedik, hem de çok çok güzel sohbet ettik. Daha sık yapmamız lazım bu buluşmaları.

Konudan konuya atlıyor olacağım ama bir durum var, bu blog yasağının kalkması mevzusunun aslında bir kandırmaca olduğu konusu da konuşuldu oturmamızda. Aslında bana da mantıklı geldi. Hani açılmıştı bloglar? Neden hala DNS ayarıı yapmadan giremiyorum o halde. Gerçi son 8-10 gündür ara sıra giriş yapabildim DNS ile oynamadan. Ama eskisi gibi de -özgür- değiliz bloglarımız konusunda. Hala yasaktan izler taşıyoruz. Düşünüyorum ne yapsam acaba diye? Sanırım bu gidişle ben de "com" olacağım...

Yeni oyuncaklar'ın bir de dergisi çıktı, Biliyorsunuz, el emeği oyuncaklarım bir süredir yenioyuncaklar.com'da da satıştaydı. Şimdi bir de dergi çıkarıyorlar, oyuncakların dünyasına daha derinden bir bakış isterseniz, dergiye mutlaka göz atın derim.

Bu arada son bir haber daha, Annelerin Dünyası çok yakında yepyeni bir enerji ile karşımızda olacak. Çalışmalarımız son hız devam ediyor. Daha farklı bir şekilde çıkacağız karşınıza. Bekleyin :)

Şimdilik buralardan haberler bu kadar, yeni bir paylaşımda görüşünceye kadar, sağlıkla ve mutlu kalmanız temennisiyle...

Çocuklarınızla Arkadaş Olmayın... Üstün Dökmen'den

Çok beğendim, paylaşmak istedim:


Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üstün Dökmen, çocuk ve anne baba ilişkilerinde bugüne kadar doğru bilinenlerin yanlış olduğunu ileri sürerek, "Çocuklarınızla arkadaş olmayın" dedi.

Özel Bursa Kültür Okulları tarafından Fethiye Kültür Merkezi’nde düzenlenen seminerde konuşan Prof. Dr. Üstün Dökmen, aile ve okulda kaliteli iletişim için yapılması gerekenleri anlattı. Dökmen, okul ve meslek seçerken çocukların kişilik özellikleri ve akademik becerileri ile kabiliyetlerinin dikkati alınmasını tavsiye etti. Çocukların duygularına saygı göstermek gerektiğini ifade eden Dökmen, çocuklara yaşına uygun sorumluluk verilmesi gerektiğini vurguladı.

"YANLIŞ DÜŞÜNCEYE SAYGI DUYULMAZ"

"Birbirimizin düşüncelerine saygılı olmalıyız" anlayışının yanlış olduğunu savunan Prof. Dr. Üstün Dökmen, "Karşı tarafın söyledikleri yanlış ise bu onun düşüncesidir. Yanlış şeye saygı duyulmaz. Sadece onun kişiliğine saygı duyarım. Çocuğunuzun, eşinizin ve arkadaşlarınızın tasvip etmediğiniz davranışlarını eleştirin. Kişilerin düşüncelerine ve davranışlarına itiraz edin ancak duygularına saygı duyun" şeklinde konuştu.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de insanların bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduklarının altını çizen Prof Dr. Üstün Dökmen, "İnsanlarda az hata, çok fikir var. Okumak için iki eli bir araya gelmeyen ülkenin iki yakası da bir araya gelmez. Alimine ve muallimine saygı göstermeyen toplumların ise geleceği olamaz" dedi.

Anne ve babalara, "Çocuğunuzla arkadaş olmayın" diyen Dökmen, "Arkadaş değil ana-baba olun. Arkadaşlıkta eşitlik var. Oysa siz onunla eşit değilsiniz, anne-babasısınız. Çocuğunuzla arkadaş olmayın. Etkili anne baba olun. Onu dinleyin. Nasihatçi değil, refakatçi olun. Çocuğunuzun hayatı boyunca pek çok arkadaşı olacak. Bırakın bir tane anne ve babası olsun" diye konuştu.

"DENGELİ OLUN"

Hayatın denge üzerine kurulduğunu belirten Üstün Dökmen, hayatı dengeli olmayan anne-babaların çocuklarının üstüne çok fazla düştüklerine dikkat çekerek, "Çocuğun üstüne düşmeyin, onunla ilgilenin. Hayatın her alanında dengeli yaşamak gerekir. Aksi takdirde harcanmayan enerjiyi çocuğa yöneltiyorsunuz. İş çok önemli olabilir ama hayatın geri kalan alanları da çok önemli" ifadelerini kaydetti.

Ailelerin çocuklarına küçük yaşta sorumluluk vermeleri gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Üstün Dökmen, "Çocuklarınıza giyinme sorumluluğu verin, yemek yeme sorumluluğu verin. Bir kaşığı ağzına yerleştiremeyen çocuk hayatta ne yapacak? Bazı konularda da seçim hürriyeti verin. Seçim yapmak zordur. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesine izin verin. Çocuğunuza yapacağı şeyleri sufle etmeyin. Çocuğa istediğiniz kadar karışın ama bilmelisiniz ki en önemli anlarda yanında olamayacaksınız. OKS ya da ÖSS sınavına girerken, evlilik gecesinde ya da doğum sırasında isteseniz de yanında olamayacaksınız. ’Nereye gittiğini bilen insanlara dünya çekilip yol verir’ diye bir söz vardır. Biz de nereye gittiğini bilen çocuklar yetiştirelim" tavsiyelerinde bulundu.

















İyi Doğuyoruz, Sonra Ne Oluyoruz?

Sabah işe gelirken, ağaçlara baktım boncuk gibi çiçek açmışlar. Hem öyle güzel kokuyorlardı ki sabah neşesi oldular çok şükür. Evet dedim, bahar geldi. Nisan yağmurları da başladı Konya'da. Gerçi benim çocukluğumda kırk ikindi yağmurları yağardı. Çocukluk, Nisan ayı bir bitse de yağmur dinse dışarı çıkıp doyasıya oynasak derdim. Hele yaz yağmurları yok mu? Tam oyunun en güzel yerinde burnumuza düşen iki damla :) Aman derdik gerisi gelmese de devam etsek oyuna.

Çocukluk işte...

Oyun vardı hayatımızda sadece. Büyüdükçe o yağmurun bir damlaısnın bile kıymetini anlıyor insan. Kuraklık, küresel ısınma, ozon tabakasındaki delik, Fukuşima'daki nükleer tehlike, mevsimlerin yer değiştirmesi, dünyanın başkalaşması ve adeta bir zombiye dönüşmesi...

Erken çıkmışım evden bugün, biraz oturdum otogarda servis gelene kadar, bir tost yedim. Bir dede geçti işte tam o sırada. Beyaz temiz sakallı, tertemiz ve sade giyimli, görmüş geçirmiş ve tabir yerindeyse değirmende saçlarını ağartmış bir dedeye benziyordu. Düşündüm, temiz bir dünyaydı sanki eskiden yaşadığımız. Ya biz duymuyorduk, ya da hakkaten çok azdı kötülükler. Kimse kimsenin tavuğuna "kışt" demiyordu. Güvendeydik, güvenirdik, bilirdik güvenmeyi. Art niyet aramazdık hiçbir şeyde. Kötü düşünmezdik. Hepimiz böyleydik sanki eskilerde. Daha bir tazeydi, daha bir diriydi yaşadığımız dünya.

İşte sabahki dede, bana o 3 meleği hatırlattı. Sonra 9 yaşındaki o çocuğu ve daha nicelerini. Henüz dünyayı sadece oyun sanan meleklerdi onlar. Başka şeyden haberleri yoktu. Oyun oynamak, şeker toplamak, çizgifilm izlemekti hayat onlar için... Evet, öyleydi ama çok erken öğrendiler onlar ölümü... Çok geç duydum ben, haberlerden izole ettim kendimi ne zamandır. Ne dinliyorum ne okuyorum. Dedim ya çok nadir. Bu çocukları da geç öğrendim, öğrenmeseydim... Öğreneceğim böyle olaylar olmasaydı, yaşanmasaydı. Biz yine güvenebiliyor olsaydık birbirimize. Yine sevebiliyor, yardım edebiliyor, paylaşabiliyor, gülümseyebiliyor olsaydık birbirimize. Biz yine eskisi gibi kapı kapı dolaşıp şeker toplayabiliyor olsaydık şivliliklerde... Yanımızdan geçen herkesi potansiyel suçlu görecek kadar yitirmeseydik güvenimizi.

Biz yine, sabah gördüğümüz çiçeklerle sevinseydik sadece. Ardından gördüğümüz temiz bir insan, kötülerin de var olduğunu hatırlatmasaydı keşke...


***Ev yapımı kumpir paylaşacakken, bunlar döküldü birden. Hiç yazmaya elim varmamıştı, ama o dede, sabah sabah iyilerin de olduğunu hatırlattı.

Selam olsun iyilere ve iyi kalabilenlere...

Related Posts with Thumbnails