İzlenilesi Bir Film: Sanctum



Aksiyon, macera ve dram...
Bunları bir arada sevenlerdenseniz, bu filmi sakın kaçırmayın.
Nefesimi kesti resmen...
James Cameron yapımı olması zaten herşeyi anlatıyordur sanırım...



Tek kötü yanı 3D olması
Ben nedense pek hoşnut olmuyorum 3 boyutlu izlemekten
Ya da bu konuda geri kafalıyım, bilemiyorum :))



Bir mağara, mağaranın denize açıldığı noktayı bulma çabası.
Ancak beeklenmedik bir durum, yağmurun başlaması...
İşte tüm aksiyon bundan sonra başlıyor...



İşte mağaranın giriş kısmı burası.
Bu keşifte, ekip başı çok çok iyi biliyor işini.
Onu anlamaları için, onunla mağarada zaman geçirmeleri gerekiyor.
Ve sonunda yağmurla gelen su baskını ve mağaranın girişinin kapanması neticesinde, mağaranın denize açılan kısmını keşfetmeye - canlarını kurtarabilmek için - mecbur oluyorlar.


Sonunda kurtulan 1 kişi oluyor.
SAdece bir kişi, hem canını kurtarmış oluyor, hem de mağaranın keşfedilmeyi bekleyen yerlerini keşfetmiş oluyor.
Çok çok heyecan verici son sahneleri hala unutamıyorum...


Tavsiyemdir, izleyin mutlaka...

Koltuk Yenileme


Biraz havam değişsin, biraz da koltukların kirlenmesini önlerim diye düşünüyorsanız, işte size çok pratik bir yöntem. Eni 150 cm, boyu 225 cm bir polar alıyorsunuz ve kenarına hemen kurdele çeviriyorsunuz. Kullanıma hazır, odanızın havası değişiyor :))



Not: Poları alırken arkası astarlı olanlardan almayı unutmayın. Kayma yapmıyor.

30'undan Sonra Geri Saymak :)

Bugün iş arkdaşlarımdan biri oğlunu yanında getirmiş. Şirin, pofuduk yanaklı bir çocuk. Konuştuk biraz. Bir arkadaşımız sordu:

- Kaç yaşındasın sen?
- 7.5

Buçuğu da var :)

Babası hemen atıldı ordan:

- Oğlum, sen de çok büyüttün. 6 yaşındasın daha...

Ee çok normal değil mi bu yaşlarda yaşı büyütmek:)
30'undan sonra geri sayacak nasıl olsa :)))


Çanakkale'nin Minik Kahramanları, Ellerinizden Öpüyorum...


Dün internet bağlantımız yoktu, akşama kadar sanki dünyadan bihaber kaldık. Öyle alışmışız ki bu sanal ortama, zira sanal dünyada gerçek dostlarımız var bizleri okuyan ve bizim okuduklarımız. Çanakkale Şehitleri ile ilgili yazacaktım oysa, çocuk yaşta cepheye gidenlerden bahsedecektim. Bir gece önce ( 17 mart ) otobüs durağında bir foroğraf gördüm. Yaşları 12-12 var yok. Ellerinde silah, yeşil asker giysisi giymişler.

Çocuklar, ama yürekleri büyümüş. Oyun oynama çağında, annesine nazlanma çağında, belki kanının deli deli aktığı, isyan edip kendi varlığını kabul ettirme çağında. Ergen olma yolunda birkaç çocuk. Elleri silah tutuyor. Belki köyünü özlemiş, annesinin kucağını, varsa sevdiğinin gözlerine bakmay özlemiş minik yavrular... Önce üzüldüm, sonra gururlandım. Bu milletin büyüğü küçüğü aynı aşkla seviyor dedim bu toprakları. Canını verecek kadar sevmek, bu olsa gerek...

Onlara olan borcumuzu ne yapsak ödeyemeyiz. Ana hakkı gibi borçluyuz onlara. Bugün başımızı semaya kaldırdığımızda içimize bir ümit, bir sevinç, bir ferahlık geliyorsa, vesilemiz onlardır.

Ve bugün, Yılmaz Özdil'in konuyla ilgili yazısını okuyunca kanım dondu resmen...
Diyor ki Yılmaz Özdil.
Bu seneki Çanakkale Anma Töreni bana 200 liraya mal oldu.
O parayı nerede mi harcamış?
Tahmin edin...

?!?!???!!!!

Köylüler savaştan kalan kafatası, mermi, şarapnel vb. bulduklarını satıyorlarmış!!!
Ne denir ki böyle bir durumda? Ne denir ki?
Yılmaz Özdil birkaç parça satın almış ve deniz kenarına gidip Fatiha okuyacak o parçaları denize bırakmış...
Ne diyeceğimi bilmediğimden ben de şehitlerimizin ruhu için bir Fatiha gönderdim az önce.
Bu işi yapan, bu işten para kazanan, sıfatını tarif edecek kelime bulamadığım o adamları ise, Yaradan'a havale ettim...

Sevgiyle ve duayla kalın...




Beni Mutlu Eden Kareler - 2


Bu şirin yakışıklının adı Arda. Arda'nın annesi sevgili arkadaşım Burçak, hem Arda için hem de yiğenleri için bu keçe isimliklerden istemişti. Bunları yapmayı çok seviyorum, rengarenk, insanın içini açıyorlar. Rengarenk olmasının bir iyi yanı daha var ki çocukların çokça ilgisini çekiyor.


Hem odaları için güzel bir aksesuar, hem de alfabeyi öğrenmeleri için kalıcı bir materyal oluyor bu harfler. Arda şimdilik tadına bakıyor olsa da:) İlerde hem renkleri hem de harfleri öğrenebileceği bir oyuncağı var. Üstelik renkli eşofmanıyla ne de uyumlu olmuşlar öyle değil mi:)


Bu kareleri benimle paylaşan Sevgili arkadaşım Burçak'a ve bu güzel pozları vererek beni mutlu edeen yakışıklı Arda'ya çok teşekkür ediyorum.


Oyuncak dükkanı'nı hala görmediyseniz ister blogspot adresimden ister wordpress adresimden ulaşabilirsiniz.


Sevgiyle kalın...

Blogspot Açıldı Ama...

Merhabalar;

Evet, blogspot nasıl ki bir mahkeme kararı ile kapatıldı ise yine bir başka mahkeme kararı ile açıldı. Haberi buradan okuyabilirsiniz. Yalnız şöyle bir durum var. Evet bloguma girebiliyorum ama kumanda paneline giriş yapmak istediğimde yine aynı yazı, yani "Mahkeme kararıyla engellenmiştir." diyor...

Nasıl iş anlamadım ???

Derken...

Şu yazıyı okuyunca kararın yürürlüğe girmesi için bir süre bekleyeceğimizi anladım.

Olsun, bekleriz... Zaten ne zamandır bu günü beklemedik mi sabırsızlıkla :)

Haydi gözümüz aydın :)


Kayıp Gül



" Eğer yükünü bırakırsan, su taşır seni. " 
" Benim yüküm yok ki. "
" Suyun seni taşıyamayacağını düşünmen ağır bir yüktür. Şimdi onu bırak ve yürü. "

Bazen, omuzlarımızda tonlarca yük taşıyoruz sanırız. Taşırız da aslında. Hayatta olmanın bedeli midir, imtihanın sırrı mıdır bilinmez ama "insan" taşır yüklendiği yükü. Taşıyamayacak olsaydı, vermezdi Yaratan... Ama bazen, boş yükler taşımaya gönüllü oluruz. Kendimize bahşedilen sabrı da çarçur eder, boşa harcarız. Oysa ömür denen yolda bize yetecek kadar azık vardır çantamızda, yola başlarken. Biz, nimet bitmeyecek sanır onu bir hamlede yemek isteriz. Sonunda da yola azıksız, aç/bi-ilaç devam ederiz... Elimizdeki nimeti tasadduk etmeyi bilmez, onu çoğaltmak için gereken ticareti yapamayız. Kendimizi dünyanın odak noktasında görür, içimizdeki "insan" olma özelliğini baltalar, cansız kalana kadar hırpalarız onu. 

Oysa bize verilmiş en büyük nimettir akıl ve sabır. Düşünürüz diğer canlılardan farklı olarak, karar veririz. Yaptığımız yanlışlardan ders çıkarır, yenilerini yapmamak için dua ederiz. İsteriz, vereceğini bilerek, ümitle isteriz...

İstemeyi bilirsek, ısrarla istersek, vermeyeceği şey yok, biliriz bunu...

İşte bu kitap, istemenin öyküsü. 
Kendini bulmak için istemek
Kendini tanımak için istemek
Yaşamın gayesini tadabilmek için istemek...

Bu kitap, "vermek istemeseydi, istemek vermezdi"nin kitabı.

Biraz geç okudum, ama okudum sonunda:)
Beğendim de...
Okuması zevkli, 1 günde kolaylıkla bitebilecek bir kitap.
Akıcı, farklı bir anlatımı var.
Hani benim gibi serviste, doktor sırasında vs okumak isterseniz, bu kitap biçilmiş kaftan:)
Üstelik uzun zamandır da çok satanlar listesinde. 36 ayrı dile çevrilmiş...

Şimdi elimde Ali Çankırılı'nın çok severek okuduğum "Çocuklara söz geçirme sanatı" kitabı var. Çok beğendim bu kitabı da. Detaylı özetini vereceğim, zira kendime de unuttukça okuyabileceğim bir özet bırakmak istiyorum.

Sevgiyle kalın...


Related Posts with Thumbnails