BEBEK GELİŞİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEBEK GELİŞİMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ek Gıdaya Geçenler İçin - Bebek Omleti


Bebek omleti de neymiş demeyin, ancak böyle bir isim bulabildim. Bundan sonra ek gıdaya geçen anneler için, kendimce uydur kaydır yaptığım tariflerimi de yayınlayacağım. Bu şekilde bir bebek için faydam olursa ne güzel. Paylaşıldıkça fikirler çoğalıyor. Örneğin ben bu omleti paylaştğımda bir arkadaşım içine domstes ve sarımsak da koyduğundan bahsetti. Benim hiç aklıma gelmemişti bu. Ben de deneyeceğim. İşte tam da bu nedenden dolayı paylaşmak istedim. Sizler de yaptığınız farklı bebek tarifleriniz varsa lütfen benimle paylaşın, ki bu tarifleri çoğaltalım ve takipçilerimize ulaştıralım.

Şimdi gelelim tarifimize...

Malzemeler:

  • 2 bıldırcın yumurtası
  • 1 çay kaşığı mısır unu ( dilerseniz başka çeşit bir un da kullanabilirsiniz )
  • 2 çay kaşığı peynir
  • 1 çay kaşığı tereyağ
  • 1 yemek kaşığı süt
  • 1 çay kaşığı ince dövülmüş ceviz

Yapılışı:

  • Terayağ hariç tüm malzemeleri bir kapta güzelce çırpın.
  • Tereyağını tavada eritin, karışımız da döküp güzelce pişirin.
  • Afiyet olsun bebeğinize :)
Not: Bu şekliyle bebek yutmakta zorlanırsa içine biraz süt ekleyip verebilirsiniz. 

Önemli Not: Bebeğinizin kaç aylık olduğuna, onun içerikteki malzemelerden yeme durumuna siz karar vereceksiniz. Benim buradaki paylaşımlarım bilgilendirme amaçlıdır. Farklı kombinasyonlarını sizler de çoğaltabilirsiniz.
 


Çocukla Tatil

Çocuktan Önce:


Tatile gideceksen eğer çocuktan önce,



Koca bir bavulla gitmek zorunda kalmazsın. 


Mini mini bir araba bile görür işini. Hatta otobüsle trenle bile gidersin...
 
Devamı için annelerin dünyasına...

Anneliğin Kitabı Yazılmış, Koşun:)


Dikkat, aramızda profesörler dolaşıyor.
Bilirkişiler, ulu insanlar onlar. 
Kimi çocuk büyüttü, kimi büyütmese de çok iyi biliyor!
Okulunu okumuşlar, tek gerçeği var ya çünkü anneliğin.
Bir kitapta yazıyor anneliğin temel ve değişmez kuralları:

1. Çocuğa emzik verme. 
Yoksa verdin mi? Ayıp ayıp, emzik de neymiş. Benimki hiç emzik kullanmadı!

2. Kucağına alma, alışır, yüzsüz olur hep ister. Sonra kucağından inmez başına dert alırsın. 
Alıştırdın mı yoksa? Yazık sanaaa...

3. Aaaa kendi kendine yemiyor mu hala? Böyle her lokmayı ağzına verirsen alışmaz elbet. Bırak kendi yesin.
Eee sen hala kendin yediriyorsun, bu kafayla işin zor senin...

4. Çok serbest yetiştirme bu çocuğu, sonra üstüne çıkar, baş edemezsin.
Yoksa sen hala dolaplara lastik takmadın mı? Aaaa bunu bilmeyen kaldı mı bu devirde!!!
Her odanın kapısını kapatıp, çocuğunu oynaması için tek bir odaya tıkmadın mı? Yanlışşşş!

5. Birinin sert yüzünü göstermesi lazım çocuğa, yoksa tepene çıkar. Birinden korkacak ki, durmayı bilsin. 
( Hatta utanmasa arada döv ki dizini dövme sonra diyecek !!!)

6. Aaa hala çişini söylemiyor mu? 
Ben çocuklara çok erken öğrettim, rahat ettim. Sen geç kalmışsın buna da...
Dur sana tüyolar vereyim
( Aman sende kalsın tüyoların :) )

7. Benim çocuk da çiçeklerin toprağını döküyordu, eline iğne batırdım her döktüğünde!!!
Vazgeçti dökmüyor artık korkudan, tavsiye ederim sen de yap!!!
( O iğneyi sana batırmak lazım asıl )

8. Bu kadar da üstüne düşme canım, bir çocuk sende mi görüldü hıh...

9. ( 3 aylık bebeğe ) Ver ver, ne kadar erken verirsen yemekleri o kadar alışır . Yoksa Mazallah bizim filancanın oğluna benzer, çocuk 9 yaşında hala yemek seçiyor..

10. Aaa daha dişlerinin hepsi çıkmadı mı? 
Bizimki 6 aylıkken tamamlamıştı, tosunum benim hep önde giderdi yaşıtlarından :P

11.  Aaa benimki hiç biberon kullanmadı, hep emzirdim ben..
( Çalışan anne biberonsuz ne yapsın akıllı profesörüm söyle bana!!! )

İşte ben bu profesör geçinen çok bilmişlere karşı diyorum ki!!!

DERLER
NE DERLER? 
NE DERLERSE DESİNLER..
KİME NE!!!

Her çocuk farklıdır
Her çocuk ayrı bir BİREYDİR
Her anne de farklıdır
Ve bir çocuk için en doğrusunu her zaman annesi bilir..
Unutmayın...
Karışmayın...
Karıştırmayın...


NOT:  Bu yazı sevgili Kaymaçina'nın bu yazısından sonra, iç sesimi susturamamam sonucu ortya çıkmıştır.


Son gelişmeler

İki satır yazacak fırsatı bulmuşken, minik adam anneanne ve babaanne ile yürüyüşe çıkmışken, size hemen bahsedeyim son gelişmelerden...

Önümüzdeki hafta olması planlanan denetimimiz - şükür ki - denetmenlerin vakit darlıklarından dolayı temmuz sonuna ertelendi. İyi ki de öyle oldu, elim ayağıma karışmıştı. Artık neresinden tutacağımı bilemez halde koşturuyordum. Neyse ki tam denetim öncesi stajyerim aradı başlayabilir miyim staja diye. Koş gel dedim:)) Öyle çalışkan ki, işe girmek isterse kesinlikle referans olacağım:))

Çok yoğunum hala, ve işler tam anlamıyla bitti demeden de kendime işyerinde vakit ayırmak yok. Günde 2 kez kahve bir de yemek yemenin dışında kendime izin vermiyorum. Hatta kahvemi de iş yaparken içtiğim göz önüne alınırsa ( her zaman buz gibi oluyor - iş yaparken kendinden geçenlerdenim :)) , sanırım sadece yemek molam var.

Bu arada evde bol bol kışlık hazırladım. Aslında foto çekip sizlerle paylaşacaktım ama olmadı:)) Şarj edilebilir pillerim SOS verince, neyse dedim bu kez de böyle olsun.. Bezelye, taze fasülye, mısır, domates, dolmalık biberlerim hazırlandı ve dondurucuda yerlerini aldı. Ne kadar pratik iş varsa yapmalıyım çalışan annelere çok çok lazım oluyor...Bu arada bol bol çilek marmelatı ve reçeli yaptım, sanırım gözüm döndü:) Napalım artık girip çıkıp yeriz:)) Sırada kayısı pestili var ama Konya'ya bu ara sürekli yağmur yağıyor. Yani güneşli olmuyor hava çok fazla. pestil için hakkaten yakıcı bir güneşe ihtiyacım var. Hayırlısı...

Çok şirin dekopajlarım, dekorasyon ve kitap önerilerim, yemek ve pastalarım var paylaşılmayı beklenen. Ve ben onları sizinle paylaşmak için can atıyorum. İlk fırsatta...

Sözlerimi bitirirken, kesinlikle maydonozu minik bir saksı da olsa ekin diyorum. Her daim yardımcı:)) Her an taze...

Urfatutkunu seni çook özledim. Son yazısını mutlaka okuyun diyorum, harika bir buluşma.. 
Aynı buluşma ile ilgili Gümüş Tepsi'nin yazısı da işte burada....

Selamet ve sağlıkla kalın...



Raporlara Gömülen Hilal Ne Yapar:)



Mesai bitti, az önce paydos zili çaldı. 
Ben acele ile servisi de kaçırmadan hemen size yazıp kaçacağım:)
Öncelikle belirteyim, özledim sizleri. Maille halimi hatırımı soran sevgili dostlarım a da ayrıca bir teşekkürü borç bilirim. 
Bugün bol bol raporlamadan dolayı kafamdaki nöronlar cız cız ses çıkarır oldu:)) Olsun işleyen demir ışıldarmış:))
Ben demiri ışıldatırken, AD'nin bu haftaki konusuna da yazmadan edemedim. 
İşte buyrun buradan, bloğuma yazamadım AD'deki yazımı okuyun en azından sevgili dostlar. 
Şimdi koşarak servise gidiyorum, hepinize güzel bir akşam diliyorum. 
Yarın siz bloglarınızla ben de raporlarımla buluşuncaya dek hoşçakalın:))

Not: Fotoğraf gününü şaşırıp 1 hafta önce kutladığımız babalar günü pastasına aittir:))

Bir Akü Kaç Hareket Yaptırır ?

24 V, 7 ah bir akü tek mafsallı bir mekanizmaya kaç hareket yaptırır dersiniz?
Peki mafsalları artırır, hareketli mekanizmayı çoğaltırsanız?
Elbette ki akünün ömrü kısalır, daha çabuk şarj etmeniz gerekir..

Bir elektronikçi böyle bir giriş yaptıktan sonra konuyu nereye bağlar sizce :)
Diğer elektronikçileri bilmem ama ben biz kadınlara bağlayacağım.. Ve anneliğe elbette...

Malum denetlenecek olmamız nedeniyle, özellikle hafta başından bu yana ( bu tabiri kullanmam yerinde olaca ) dört nala çalışıyorum. Arada tökezlediğim de oluyor elbet , sıkıldığım, bunaldığım... Tabi insanız, robot değiliz, olacak bunlar sık dişini 3 hafta kaldı diyorum kendi kendime... Pollyannacılığı da severim aslında, iyi yanından bakarsak geçen denetimde 2 günde 2 kilo vermiştim, hmmm kulağa da yağlara da çok iyi geliyor diyorum:))  Ha gayret devam...

Şaka bir yana bu iş yetişmek durumunda ve sadece bu denetim işi yok. Araya satışlar, proformalar, sevkiyatlar, kılavuzlar da girmiyor değil. Yorgunluk, koşturmaca, dozunda - yapıcı stres ( stresin yapıcısı mı olur demeyin, bence oluyor:) ). Takviye motor kuvveti lazım şu ara bana:) Bir de bol bol zaman.

Şimdi bu anlattıklarım işin sadece tek yüzü, yani işyerine dönük olan yüzü. Bu işin bir de evde bekleyen tatlı yüzü var:)Meraklı minik sizinle birlikte sağı solu keşfetmek için de yollarınızı gözlüyor. E hal böyle olunca ona yoruldum da diyemiyorsunuz. Akşama kadar ayaklarınıza kara sular inse de, elinizden tutup sizi çekiştirdiğinde herşeyi unutup hayata yeniden başlamanız gerekiyor. Sanki yeniden uyandınız, sanki gün yeni başlıyor, koşturmaca hiç olmadı, daha yeni başlayacaksınız sanki herşeye... O size günlük marifetlerini sergilemek için can atarken, yoruldum oğlum diyemiyorsunuz. Ona yorgunlluğunuzu belli etmeyecek bir mafsal kuvveti, gülümsemeyi dudaklarınızdan eksiltmeyecek bir anne surat ve herşeyden önce yorgunluklarınız derecesinde büyüyüp kocaman olmuş sevgi yumağınızla geliyorsunuz. Huzurunuz çünkü o sizin.

Şimdi olayı başa alıyoruz. 
Bir akü düşünün, 24 V 7ah.
Aküyü ne kadar kullanırsanız o kadar boşalıyor, doldurmanız gerekiyor.
Bir birim işyeri,bir birim akşam gelen misafir
bir birim meraklı minik
birkaç birim de vs vs vs...
Derken akü bitmeye başlıyor...

Boşalan aküyü doldurmak için anneler..
Sakın ha çantanızdan şarj fişinizi çıkarmayın. Son derece elzem, son derece önemli:) 
Boşaldıkça doldurun kendinizi. Meraklı miniğin yanına girmeden, daha asansör kabininden inmeden doldurun bataryanızı. 
Yüzünüze koca bir gülümseme, ayaklarınıza derman, kalbinize de sonsuz sevginizi koyup anahtarı çevirin yeni dünyanıza..
Kapıyı kapatınca da gün boyu olan herşeyi unutun, bırakın onlar sizi beklesinler kaldıkları yerde, ertesi gün buluşuncaya dek....


18 Yıl Önce Ben...


Evet tam 18 yıl önceydi. Ortaokuldaydım ben, 12 yaşımda… Bir ödev verdi öğretmenimiz. Kompozisyon ödevi, konusu “Ütopya” … Hiç unutmam o gün yazdıklarımı… O günden sonra “ütopya” kelimesi benim için çok özel olmuştur, sanki ismim gibi yanımda taşırım…

O gün için ütopyam ne ise, hala aynıdır değişmedi asla. Dünya değişti, zaman değişti, ben büyüdüm, ütopyam aynı kaldı. Şimdi farkındayım ki 18 yıl önce ütopik gördüğüm düşüm, artık düş değil. Yeşermeye başlamış düşünceler, hayaller.. Sevindim biliyor musunuz, daha yaşanası bir dünya adına duygulandım, yüreklendim…

“ Barış ve kardeşlik içinde, ırk, din, dil farkı gözetmeksizin, bunların bizi ayıran değil güzelleştiren unsurlar olduğunu bilerek ve fark ederek yaşamak istiyorum. Sınırların olmadığı, sadece insanlığın olduğu bir dünyada, özgürce bisikletimi alıp kardeşlerimi dolaşmak istiyorum. Kurşunun, silahın, atom bombasının tamamen yeryüzünden silindiği, hatta artık böyle kelimelerin bile olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Herkesin özgür olduğu, birbirine saygılı olduğu, kan dökmenin meşru görülmediği bir dünya istiyorum. Çok şey mi istiyorum? “


İşte özetle bunlardı 18 yıl önce yazdıklarım. Öğretmenim çok beğenmişti. Ben de çok beğenmiştim çünkü bu yazı insanlık yazısıydı benim için. O zamanlar Bosna Hersek savaşı vardı, büyümeye adım atan bir çocukken aklım almıyordu böyle şeyleri. Dünyanın sessiz kalmasını anlamlandıramıyordu beynim ve kalbim. Belki onun etkisiyle yazmıştım bunu, aynı yazıyı bugün de Gazze için ve dünyanın her neresinde olursa oldun haksızlığa ve zulme uğrayan, dini, dili, ırkı, rengi, adı sanı ne olursa olsun zulüm gören, haksızlığa uğrayan insanlar için yazmış olayım. İNSANIZ çünkü biz, başkası gelmez elimizden. Yeşertmektir görevimiz, öldürmek değil.

Sözlerime son verirken, Urfatutkunu’nun bu yazısını okumanızı rica ediyorum. Sevgiyle ve barış içinde kalın…

Not1: Yukardaki fotoğraf, İnsani yardım gemisinden bir kardeşlik ve barış karesidir. 
Not2: 18 yıl felan deyince merak edener olabilir, şu an 31 yaşındayım:)





Bir Bardak Havuç Suyu

Çağımızın hastalığı malum, UNUTKANLIK. 

Son yıllarda unutkanlığa karşı da savaş açmış durumdayız. Ülkemizde tüketilen havuç suyu miktarı giderek artıyor. Malum bitkisel ilaçlar ve kürleri tavsiye edenler de baya tutuluyorlar bu ara. Havuç suyunun unutkanlığa iyi geldiğini söylüyor bu isimler. Ne güzel, doğal bir yöntemle bu derdimize çare bulabileceğiz.

Son derece ehemmiyetli havuç suyu. Malum unutkan bir milletiz biz. Kin tutamayız, unutuverir sarıp sarmalarız düşmanımızı bile. "Affetmek büyüklüktür" elbet, buna diyecek sözüm yok ama, bu konuda biraz dozu kaçırıyoruz sanki. Bizimki affetmekten de öte, dövene elsiz, sövene dilsiz oluveriyoruz bir anda...Eee bu da dervişlik mesleği ama malum derviş de değiliz...

Herneyse gelelim asıl ve asil konumuza...

Malum, iki gündür ateş düştüğü yeri yaktı. Bu ateş insanlığa düştü ki ne düşüş. Ne acı verdi tüm dünyaya. Bir değil bin "Ahhh" işitildi bir anda... O gemilerde çarptı kalplerimiz, aklımızdan çıkarmak istesek de çıkaramadık. Çok acıydı ve çok acıttı çünkü. Anlaşılamaz ve cüretkar bir hareketti, hala anlayamadık... Konuştuk, söyleştik, mitingler yaptık, boykot listelerini paylaştık çarşaf çarşaf... Dualar ettik, haberleri kaçırmadan izledik, endişelendik...

Şimdi duyar gibiyim, önce havuç suyu, ardından boykot meselesi. Ne alaka!

Diyeceğim o ki, UNUTKANIZ, iki gün geçse aradan biz Bihter'i konuşmaya dalacağız. Hatta çıkıp onun ayakkabısından aramaya, bulamadığımızda da dövünmeye başlayacağız. Yaprak dökümü gibi her geçen gün biraz daha döküldüğümüzün ne zaman farkına varacağız? Gazze'de ve dünyanın dört bir yanında çocuklar açlık içinde kıvranırken, biz fazla yemekten yağ bağlamış vücudumuzu nasıl forma soksak diye düşünüyor olacağız. Boykot dediğimiz şeyi belki o gün hatırlamayacağız bile! Çünkü biz UNUTKANIZ... 

Ne diyeyim, unutmamak için bol bol havuç suyu mu içsek? Ne dersiniz?
Ya da arama motoruna "Gazze" yazıp görselleri mi incelesek? Tabi yüreğimiz kaldırabilecekse...
Sizce unutmamak için hangisi daha etkili!!!


Bizim Paramızla Kurşun Alamasınlar - Ortak Olmayalım Bu Katliama

O kurşun...
Barışa sıkıldı...
Kardeşliğe...
Çocukların sevincine;
Anaların umuduna;
Babaların duasına sıkıldı...

O kurşun;
Bir bebeğe, bir yaşlıya, bir anneye sıkıldı...
Bir masuma sıkıldı o kurşun...
Aslında o kurşun...
Tüm dünyaya sıkıldı...

Peki fert fert bize düşen ne?
Masumlara sıkılan kurşuna ortak olmamak...
Elimizle verdiğimiz para ile bir kurşun da biz satın almamak...
Kalkındırmamak...
O kurşuna ortak olmamak bize düşen...

Lütfen, konuyla ilgili bilgilerimizi tazeleyelim. Boykot listesi her yerde ulaşabileceğimiz şekilde yayınlanıyor. Bu listeyi mutlaka defterimize not edelim, çantamızdan çıkarmayalım...
Bebeklere sıkılan kurşuna ortak olmayalım..

Dolaylı da olsa bir kurşun da biz sıkmayalım...

İnsani Yardıma Hayvani Müdahale

Bugün sizlerle güzel bir tarifi paylaşacakken, malesef sabahın erken saatinde aldığımız o kötü haber neticesinde bugün yazacaklarımı bir kenara attım, insani yardıma nasıl acımasızca müdahale edildiğini yazmak durumunda kaldım. Gazze'nin durumu belli, yemek yok, ilaç yok, hiçbir şey yok. Ama orada İNSAN var.. ÇOCUK var... YAŞLI var... KADIN var... 

Milleti, dini, ırkı, soyu, adı, rengi ne olursa olsun, bir canlıya zarar vermek, sadece insan demiyorum, canlıya zarar vermek kabul edilebilir birşey değil. Kaldı ki karşınızdaki masum bir sivil ise ve masum ve güzel bir amaca hizmet amacıyla yola çıkmışsa, nasıl olur da onun yolunu keser ve üzerrine ateş açarsınız? Hangi akla sığar bu? 

Böyle gerilimlerin var olmadığı, kardeşçe, insanca, barış içinde yaşayabileceğimiz bir dünya hayal ediyorum. Ütopik bir hayal değil bu, gerçekleşmesi muhtemel. Sadece gayret lazım. Kinden, nefretten arınmak lazım...

Aslında şu an ne diyeceğimi bile bilemiyorum. Dün uykusuzluğumdan, yorgunluğumdan yakındığımı düşünüp öyle utandım ki şu anda. Filistin'i düşündüm, insanları, aç kalanları, postallarla hırpalananları, yaşanamayan çocuklukları...
Üniversite yıllarımda izlediğim bir programda, bir Hıristiyan genç ( Filistin'de yaşayan bir Hıristiyan)  aynen şöyle diyordu: "Bizim oralarda, kolu bacağı askerler tarafından kırılmadan büyüyen çocuk çok azdır. Benim de şu ( kolunu göstererek ) kolum kırılmıştı bir asker tarafından..."

Çocukların güldüğü, oyuncaklarının taşlar olmadığı, insanca, barış içinde yaşanılası bir dünya.... Hayal değil... Zor değil...
O gemide hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Dualarım Marmara gemisi'ndeki ve diğer gemilerdeki güzel yürekli insanlar için...

Geminin en küçük ( 1,5 yaşında ) yolcusu için buraya...
Gemide müslüman olan Peter için buraya...

Bir Değirmendir Bu Dünya, Öğütür Bir Gün Bizi

Akil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün bizi...

                                   Cahidi Ahmet Efendi


Dün akşam, balkondaki kitaplığı karıştıran minik kaşifin ardından oraları düzeltmeye gittiğimde elime minik ajandam geçti... Üniversite yıllarıma ait... Okuduklarımdan, beğendiklerimden kısa kısa pasajlar yazdığım minik ajandam. İçine gazete ve dergilerden kestiğim minik resimleri iliştirdiğim, kendimce bir dünya kurduğum birkaç ajandamdan sadece biri işte... 

Ne çok severdim yazmayı, hatırladım dün akşam...  Okuduklarımdan notlar çıkarır, seminerlerde notlar alır onları temize çeker ve dönüp dönüp okurdum yazdıklarımı. Ne zamandır bırakmışım yazmayı, hatırlattı bu minik ajanda bana. Hüzünlendim, okudum, sevindim, sarıldım ajandama... Biri beni görse ne derdi bilmiyorum ama ben sevdim kendimin o halini... 

-ah şu yalnızlık
kemik gibi 
ne yanına dönsen batar. ( A. Cahit Zarifoğlu )

Sessizliğin, arada bir de olsa yanlız kalmanın, kendini ama sadece kendini dinlemenin ne denli önemli olduğunu hatırladım bir kez daha - ama uzun bir aradan sonra - .



Yaşamla ölümü,
İki kaşının arasında öpüşür buldum...
Yaşamı seçtiysem SEN'sin nedeni
Ölümdeki sonsuzluğa seninle erdim...

Bazı alıntıların kime ait olduğunu malesef yazmamışım. Bu ajandam Cahit Zarifoğlu ile dolup taşmış. Okuduğum zaman gözlerimin önüne geldi: Bir Değirmendir Bu Dünya...

Bu yazıyı, bir daha unutmamak adına yazdım... Kağıdı, kalemi, düşünmeyi, kendinle başbaşa kalabilmeyi, ışıkları söndürüp, tv'yi kapatıp, belki bir mum alevinde öylece tavana bakabilmeyi, hatıraları, gençliği, büyümeyi... Unutmamak adına yazdım...
            

Süt İzni Reformu


Bu sabah, saat 5:30'da blogcu anne Elif'in kulakları çınladı eminim. Aslında blogcuanneye o saatte ulaşmak vardı ama muhtemelen Derin'in gece emmelerinden dolayı uykusuzdur, veya Amerika yolculuğu belki de o saatte başlamıştır bilemiyorum. Blogcuanne, harika bir işe imza attı okuyanlarınız bilirler. Süt izni reformu ile ilgili bir hareket başlattı ve annelerden de oldukça destek geldi bu projeye.

Gelelim bu sabah neden Elif'in kulaklarını çınlattığıma. Sabah 5:30da Cine5'te ( o saatte tv başında işim ne hiç sormayın :)) bir baktım "Anne Olunca Anladım" var. Hatta konu da emzirme reformu.. Harika! Sanırım yavaş yavaş bu konu günyüzüne çıkıyor, bu demektir ki yakın zamanda bir reform yapılacak. Ben çok umutluyum kendi adıma. 

Bakanlık ısrarla "6 ay sadece anne sütü" derken, uygulamanın bununla çelişmesi ve çalışan annenin 3-4 aylık bebeğini bırakarak çalışmaya dönmek durumunda kalması birbiriyle örtüşmüyor. Bunun yanında, program sunucusu doğum sonrası işten çıkarıldığından bahsetti. Malesef böyle durumlar da mevcut. Oysa hiçbir yasal tutanağı yok bu durumun...

Bir konudan da ben bahsedeyim yeri gelmişken. Hepimiz süt iznini, doğum iznini biliyoruz. Ama birçoğumuz hamilenin haklarından habersiziz. Mesela bir hamilenin günde 7,5 saatten fazla çalıştırılamayacağını biliyor muyuz? Veya gerekirse hamilenin üzerindeki yükün azaltılması amacıyla görev değişikliğine gidilebileceğini, ama bu değişiklikten dolayı herhangi bir maaş vb. haklardan ödün verilemeyeceğini...

Bugün, umutluyum... Geç olsa da güç olmasın diyorum. Çalışan annelerin hakları uygulamaya da geçsin. Yeterli olmayan durumlar için düzenlemeler yeniden gözden geçirilsin. Benim gönlüm öyle şeyler istiyor ki, birçok avrupa ülkesinde olduğu gibi, çalışan anne doğumdan sonra home-office çalışabilsin. Ya da işini part-time devam ettirebilsin. 

Bu konuda blog yazıları yazarsak, belki sesimizi duyurabiliriz. Blog yazılarımızdan esinlenen reklamları bile gördük öyle değil mi? Yani okunuyoruz, izleniyoruz, birşeylere yön verebiliyoruz. Birlik olup konunun üstüne gidersek herşey daha çabuk yayılır, daha çabuk gelişir. Umarım bir an önce gerekli düzenlemeler yapılır.

Sevgiyle kalın...

Çocuk İstismarına Dur Diyelim



Minicik...
Korumasız... 
Habersiz...
Belki henüz konuşamıyor, derdini anlatamıyor
Belki konuşuyor ama anlatacak kişi bulamıyor!!!

Daha doğduğunda kullandığı önlüğe işlemiş annesi " Beni öpme"

Öylesine korumak, görünmeyen mikroplardan dahi kollamak istemiş yavrusunu...
Ama bir gün bir kırılası el gelip o körpecik dimağa, hiç de anlayamadığı birşey yapıyor...
Eline bir mendil veriyor.. 
Onun korumasız çocukluğunu bir mendil fiyatına satıyor...

Yazının devamı için Annelerin Dünyası'na buyrun...






Gül DibindeAçan Şefkat

Hıdırellezin bu kadar bilindiğini, bu kadar takip edildiğini bilmiyordum. Çocukluğumda bahçemizdeki güllerin arasına minik maketler koyardık. Ertesi gün uyanır uyanmaz koşup hemen ilk iş ona bakardım. Sanki benlik ne vardı ki:) Ev maketleri, araba maketleri.. ben ne ev istiyordum, ne araba.. Benim gündemimde o zamanlar yakartop vardı, bisikletle uzaklara kadar gitmek, kaydırağa tersten tırmanmak, leblebi tozunu içime çeke çeke koşturmak sokak boyunca. Hıdırellezin de çocuk aklı işte, oyun kısmıyla ilgileniyordum. Sanırım güllerin dibinde bir ev olacak sanıyordum da meraktan koşuyordum:)


Bu hıdırellez çok düşündüm, gülün dibine ne koysam, ne istiyorum en çok? Bulamadım.. Bulduklarım da gül dibine koyulacak şeyler değildi.. Sağlık diledim, huzur diledim, barış diledim tüm insanlık adına.. Bir de ne mi? Çocukluğumdaki kadar özgür bir ortam istedim çocuklarımıza. Güvenli, temiz, sıcak bir sokak istedim hepsine. Gönül rahatlığıyla oynasınlar, güzellikleri yaşasınlar diye. Gülen yüzleri hiç solmadan, körpe beyinlerine anlayamadıkları ergenlikler dolmadan, dokunulmadan ve dokunmadan, şefkatle ve merhametle büyüsünler istedim. 

Ve bu hıdırellez, gülün dibine ben şefkati koydum, merhameti koydum, samimiyeti ve erdemi koydum. Çoğalsın, büyüsün ve güzellikler tüm dünyayı sarsın diye. Kimseler artık çocuklara dokunmasın diye...
 

Not: Aynı yazı 1mk'da da yayınlanmıştır. Çocuk istismarına karşı 1mk'da çok güzel bir kampanya başlatıldı, bir göz atmanızı öneriyorum.  

Bir Reklamın Çağrışımları


Bir anneler günü daha yaklaşıyor, ve ben bir reklam izledim hala etkisindeyim. Ne de omuzlarım kabardı, ne de özel olduğumu hissettim bir anda. Hatta bir reklam daha var. "Benim annem...." şeklinde başlıyor minik kız annesinin işlerini sıralamaya, en sonunda da diyor ki "hem ayakkabı bağlayıcı" , çok gülüyorum:) karşısındaki miniğin de şaşkın bakışları dha bir etkiliyor beni, ve sanırım gururlanıyorum itiraf edeyim:) Ne çok şey şu anneler diyorum..

Annem, ben beni bildim bileli, anneler gününün özel bir gün olmadığını söyledi bize. Hediye almamızı istemedi, sıradan bir gün gibi geçirdik o günü hep. Anneler tek günde hatırlanmamalı yaklaşımındaydı işte. Ve biz de böyle düşünüyorduk, ailece aldığımız bir karardı bu.
Ne zaman çocuğum oldu, o zaman anladım yanlışımı. Yanlış dememeli aslında buna, yaklaşım doğruydu ama, kendimi koydum annemin yerine. Evet anneler günü çok da özel olmayabilirdi, sıradan bir gün olabilirdi. Tek bir günde hatırlanmamalı evet buna da katılıyorum. Lakin dedim ki kendime, bunca yıldır hep bir rant kaygısına bu özel günlerin abartıldığını düşündüm. Hala da değişmiş değil fikrim.. Ama olsun senede bir gün olsun ne olacaktı ki rant kavgasını körüklesem:)

Şimdi, arçelik'in bu reklamını izledikçe, annemi değil önce kendimi hatırlıyorum. Diyorum ki, anneler gününde sıradan bir gün gibi geçirsek günümüzü, acaba nasıl hissederim? Yani en azından bir öpücük istemem mi? Bir "Anneler günün kutlu olsun annecim" duymayı istemem mi? İsterim elbet.. Bu sene annecim, senin gününü kutlayacak kızın. O gün para kazanmayı bekleyenleri de sevindirecek hatta. Güzel bir empati kurmama sebep oldu anneliğim, seni daha iyi anladım, hissettim sanki. Sen her ne kadar önemsemesen de, tek gün değil her gün anneliğin hissettirilmesi gerektiğini düşünsen de, bu anneler gününde çok daha özeli olsun istiyorum senin için.. Ne ekersem onu biçmek için belki de.. Çünkü ben oğlumdan, anneler gününde bir çift güzel söz ve yanaklarıma koyacağı sıcacık öpücükler istiyorum.

Hepinizin anneler günü şimdiden kutlu olsun güzel anneler, sağlıcakla kalın...


Aynı yazı  Annelerin Dünyası'nda da yayınlanmıştır.



Miniklere Kitaplık



Evde minikler için de özel alanlar oluşturmak lazım. Düşünsenize, yüksekliği belimize kadar olan koltuklara oturmamız gerekseydi ne hissederdik? Veya muffak tezgahı boyumuzdan da yüksek olsaydı?? Bu çalışmayı banyo, mutfak, oturma odası, salon ve balkonlar için yapmak lazım. Bir süredir oturma odamızda böyle bir çalışma yapıyoruz. Odanın bir kısmı bizim için, diğer kısmı da oğlumuz için... Bu resimde gördüğünüz de seyyar bir kitaplık. Koltuk kenarına bağlanıyor. Lacivert tercih etmemin nedeni, diğer eşyaların rengi ile uyumlu olması için. 


Nasıl mı yaptım?

Kumaştan istediğim ölçüde diktim. Kenarlarını da yuvarlak ve kare kesilmiş keçelerle süsledim. Bağlama yerlerini de kurdele dikerek tamamladım. İşte hepsi bu..

Bu arada geçen yaptığım lego düzenleyiciyi gören bir tanıdığımız da, "Bunu ikea'dan mı aldın?" diye sordu. Bendeki mutluluğu tahmin edersiniz.
İyi haftalar diliyorum, verimli ve üretken olduğumuz neşeli bir hafta olsun İnşaAllah...

Süt Nasıl Sağılır?



Özellikle çalışan anneler için bir hayat kurtarıcıdır süt sağma makineleri. Doğum izni topu topu 4 ay sürer, bunun bir kısmı da mecburen doğum öncesi kullanıldığından çocuğunuzla doya doya geçireceğiniz birkaç ayınız vardır sadece. Bu süre içeisinde yeni doğum yapmış anne öncelikle sütünü artırmaya çalışır. Çocuk ne kadar emerse, o kadar süt üretir vücut. Kimyası, doğası böyle bu işin, böyle yaratılmışız. Bunun dışında iki önemli faktör daha var - ki ben bunları sadece kendi tecrübelerimi göze alarak yazıyorum - süt artırmak için dinlenmek ve sıvı alımı çok önemlidir. Ben zaten suyu seven biri olduğumdan bu konuda sıkıntı çekmedim. Çok dinlendiğimi, çocuk uyudukça uyuduğumu söyleyemem ama sıvı alımı ve bol bol emzirmek çok faydalı oldu bunu söyleyebilirim.

İlk zamanlar süt bol oluyor, çocuk tam ememediği için belki, belki de sütün artması için böyle bir yaratılış hikmeti var ortada, çocuk emdikçe de sütünüz artıyor. İlk zamanlar sütün üretimini vücut ayarlamaya çalışırklen bir kısmı da akarak boşa gidiyor. İşte bu esnada süt sağma makineleri önem kazanıyor. Bu süre esnasında, özellikle işe başlamadan önce sütünüzü sağarsanız, işe başladığınızda veya acil bir işiniz çıktığında bu sütler sizin hayat kurtarıcılarınız oluyor. Burada dikkat edilmesi gereken, sütün üzerine mutlaka tarih ve kaç cc olduğunu yazmak ve dondurucuya öyle kaldırmak. En eski tarihliden başlayarak çocuğa vermelisiniz ki, bir nevi son kullanma tarihi geçmesin :) Bunu sadece çalışan anneler olarak da düşünmeyin, birkaç saatliğine bebeğinizi bırakıp çıkıp bir hava almak isterseniz, sütünüzü bırakıp gidebilirsiniz. Böylece aç kalmayacağı için sıkıntı da olmayacaktır. Ayrıca günlük bebeğinizin içtiği süt miktarını da birkaç gün içinde anlıyorsunuz. Buzluktan o ölçüde  süt çıkarırsanız bebeğiniz aç kalmaz, sizin de içiniz rahat eder işyerinde.

Süt ne sıklıkla sağılmalı?
İşe başladıktan sonra - veya bebeğiniz sütü sizden emmiyorsa - süt sağma makinelerinizi çıkarın ortaya. Hummalı bir çalışma başlıyor. Ben işe başladığımda bebeğim 3 ay 3 haftalıktı. Yani sadece anne sütü alınan bir dönemdi. İlk günler evdeyken sağıp depoladığım sütlerden kullandım. İşe gittiğim ilk gün yanımda süt sağma makinem de vardı elbet. O zamanlar 2 saatte bir sağıyordum. Bebek büyüdükçe 3 saatte bir sağmaya başladım. Sonra da 4 saatte bir sağdım. Yaklaşık 6. aya kadar 2 saatte bir, 6-9 ay arası 3 saatte bir ve sonrasında da 4 saatte bir sağdım. 1 Yaşından sonra 6 saatte bielsağsanız yeterli olur kanaatindeyim. Tabi herkes bunu kendi durumuna göre de ayarlamalı.

Sütün azalmaması için nasıl sağılmalı?
Sütün azalmaması için - ve hatta artması için - sağma işlemini göğüste süt kalmayana kadar yapmalısınız. Her sağışta da her iki göğsü de mutlaka boşaltmalısınız. Yani, ben öyle yaptım ve faydasını gördüğüm için böyle yazıyorum. Mutlaka ki başka yöntemler de vardır. Tabi tüm bunları yapabilmek için süt sağacaınız uygun bir ortam ve anlayışlı bir işvereniniz olmalı. O yönden çok şükrediyorum. Yok anlayışlı bir işvereniniz yoksa bile, günde 1,5 saat süt izniniz oluyor bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar, işverene kanunlar hatırlatılabilir bu durumda. Ayrıca sütün azalmaması için süt sağma satini sakın geçirmeyin. Mecbur kalıp bir kez geçirdiyseniz de üzülmeyin, hemen sağın, donrasında dikkat edin bir sıkıntı olmuyor.

Ne tür pompa kullanılmalı?
İşe başlamadan önce yoğunlukjla bu sorunun cevabınbı bulmaya çalkıştım. İnternette biraz dolaşırsanız çoğunluk annelerin medela'nın elektrikli pompasını önerdiklerini göreceksiniz. Kullanan bir arkadaşım vardı hatta, çok memnundu. Ancak cidden traktör sesi gibi ses çıkarıyordu. Sanırım tek eksi alacağı yönü bu.. Ben özellikle elektrikli istiyordum ama manuel avent pompa kullandım. Manueli ilk başta neden istemedim derseniz, internet araştırmalarım sonucu manuellerin acıttığı ve hatta yara yaptığına dair bir sürü yazı okumuştum. Ancak hiç de öyle olmadığını gördüm. Yalnız bunu derken tüm manuel pompalar için diyemem, mutlaska ki acıtanları vardır. Onca anne muzdarip olup yazmış zira. Ben yukarda fotoda gördüğünüz avent pompayı kullandım. Öyle memnun kaldım ki size anlatamam. Şükürler olsun hiçbir sıkıntı da yaşamadım. Masaj başlığı ile ilgili yazıyı okumak için tıklayın. Okuduktan sonra geri dönmeyi unutmayuın :))

Pompa Nasıl Temizlenmeli?
İşyerinde her kullanımdan sonra yıkayıp, güzelce kuruluyordum. Elbette bu yeterli değil anck işyerinde başka yapabieceğim bir imkan - kaynatmak gibi - yoktu. Evde de yien avent sterilezatör kullanıyordum. Ancak doğrusunu söylemem gerekirse ilk başlarda sıkça kullansam da sonraları haftada bir steril etmeye başladım. Bu benim yöntemim sevgili anneler, siz yine uzmanlara danışın dilerseniz..

Soğuk süt bebeğe verilmeden önce nasıl ısıtılır?
Sütü buzluktan çıkarıyorsanız, öncelikle kendi kendine buzunun çözülmesini bekleyin. Ben yeterli zamanı ayarlayıp, sütü buzluktan buzdolaına çıkarıyordum. Buzdolabında buzu çözülen sütü de bebeğe vermeden önce biberona koyup benmari usulü kaynar su ile ısıtıyordum.

Nasıl bir biberon?
Bebeğe biberon seçerken çok dikkat edilmeli. Her gün biberonla süt içiyorsa bebeğiniz, biberon seçimi çok çok önem kazanıyor. Bilirsiniz, biberonla süt içerken içindeki hava biiter ve bebek biberon emziğini ağzından çıkarıp hava almasını sağlamazsa süt az gelir. Bunu yaşamamak için ben Dr Browns ve Avent biberon tercih ettim. Biberon emziğimiz de 3 noktalı olduğundan, ilk zamanlar tek nokta kullanıyordum. Sonraları 2 ve 3. noktalara geçtik. Bu biberon emziklerini de şiddetle öneririm.  

Süt sağma ile ilgili bu ilk yazım olsun. Daha yazacaklarım var ilerki günlerde de kısmetse onları paylaşmaya çalışayım. Sormak istediğiniz bir soru olursa ve yardım edebilirsem de çok sevinirim. Sevgiyle kalın...

aynı yazı anarenklerde de yayınlanmıştır. İşte burada...


...:::Bir Annenin Ütopyası:::...



Oğlum;


Daha sen hayatta yokken başladı seninle ilgili hayallerim… Her şeyin en iyisi, her şeyin en güzelin seninle olsun istiyor bu anne yüreğim… sana dair, bugününe ve yarınına dair düşüncelerim var, hayallerimin sınırı yok elbet bir anne olarak.. istedikçe istiyorum, diledikçe diliyorum oğlum.. var mı ötesi…

Hayatta, hep hayal ettiklerimiz kadar yol alırız sanki. Hayallerimiz bize ivme katar, onlardır bizi kamçılayan çoğu kez.. hayal edebileceğimiz kadar geniştir öykümüz.. hayal edebildiğimiz kadar renkli…


İşte benim hayallerim de çok büyük oğlum.. çok geniş.. çok renkli… sana dair hayallerimin sınırı yok, olmasın da.. Anne yüreğim sınır tanımıyor seninle ilgili…


Madem bu dünyadayız, bir şeyler katalım kendimizden öyle değil mi? Bir amacı olmalı burada olmamızın.. bir hedefi olmalı hayatımızın.. hedefsiz yaşama sakın…hedeflerini güzel seç, kimsenin arkasından gitmene gerek yok, aklının ve yüreğinin arkasından git.. kendine danış, güvendiklerinle istişare et, sev ve yaşamayı bil.. hedefin sağlam olursa, inancın sarsılmaz olursa, dağlar duramaz ki önünde.. hayat serüveninde biz her daim, sen ihtiyaç duydukça yanındayız bunu unutma.. ne zaman yorulursan gel dayan bana, ne zaman sıkılırsan gel anlat bana. Gerekirse birlikte ağlar, gerekirse birlikte şahlanırız..


Doğru ol, dürüst ol.. etrafını, insanları, kainatı sev.. her şeyin yolu sevmekten geçiyor ilk önce.. her şeyin güzelliği sevmekle ortaya çıkıyor.. hayatta yaptığın her ne olursa olsun, severek yap, içine kendinden bir şeyler kat mutlaka.. ki yaptıkların da sen gibi güzel olsun oğlum.. bu dünyaya değişmeye değil, değiştirmeye geliyor insan.. güzelliklerle gel ki çoğalsın gülen yüzler.. bir insanı sevmekle başlamaz mı tüm öyküler.. bizim öykümüz de hem sevmekle başlasın, hem de sevmekle devam etsin güzel yavrum…


Ütopik bir düşünce olarak görme annenin bu dediklerini. Kim ki hayallerini ütopik görür, inan bana en başta yenilir hayata.. hayat, hayallerimizle sınırlı çünkü, dedim ya… tertemiz, huzurlu, yalansız, savaşsız, acısız, sıcacık bir dünyanın kucaklaşmış insanlarına dair bir hayat senin annenin hayali… ve annen inanıyor ki savaşlar bitecek, silahlar yeryüzünden silinecek, tüm çocuklar gülecek, huzur dolu, inanç dolu, hayat dolu bir hayat yaşanacak bu yeryüzünde… sen de bu hayalimde yanımda ol ve yardım et bana… ağzında birkaç dişi kalmış bir dedenin huzurla gülümsemesi gibi, eksiklikleri değil, güzellikleri gör ve yoluna devam et gülümseyerek.. işte seni görmek istediğim yer budur oğlum… öpüyorum gözlerinden…

 


Aynı yazı annelerin dünyasından da yayınlanmıştır. buyrun.

Legolara Keçeden Düzenleyici


Bu ara el işlerine ara vermiştim. Ara vermek de değil de, sanırım çok da vaktim kalmıyordu. Aslında vakit dediğimiz şeyi iyi değerlendirirsek her işimizi de Allah'ın izniyle yetiştirebiliyoruz. Sanırım ben de kendi kendime bahane etmişim vaktim yok diye.


Legolar için bir düzenleyici yapmayı düşündüm. Aslında ikea'dan birkaç düzenleyici almıştım. Dönünce de keşke daha fazlasını alsaydı mdedim ama artık düzenleyicilerimi kendi zevkime göre kendimin yapması gerektiğine karar verdim.


Keçelerden, su damlası şeklinde diktiğim bu düzenleyici benim çok hoşuma gitti. İpinden kanepenin kenarındaki ahşaba da takabiliyorum. El emeği gibisi yok doğrusu..

Ferrarisini Seven Bilge



Kitap tanıtımı yapmayacağım yanlış anlaşılmasın :) Bugün meslek farklılıklarımız ve anne - baba olunca bir anda zenginleşiveren meslek renklerimizle ilgili birkaç şey paylaşacağım...

Malum her çocuk farklı, istekleri, gelişimleri, yeme-içme tarzı, oyuncak seçimi, ihtiyaçları.. İkizler bile bambaşka haller sergilerken, bunca farklılığın olması da elbette ki çok normal. Bizim minik bey mesela, tekeri olan her türlü alet-edevat onun için oynamaya değer.. Sokakta park halinde duran araçların tekerlerinden tutun, bir çocuğun sürdüğü bisiklete kadar, ne kadar tekerli şey varsa aklınıza gelen, bizimkinin aklı orada.. Evde bir filomuz var sürekli genişleyen... İçlerinden bazıları gözde, bazıları ise daha az akla gelir cinsten... Ee durum böyle olunca, taze anne olarak ben tabi hemen bunu gelecekle ilişkilendirip "bu çocuk büyüyünce bir nakliye firmasının sahibi olacak" deyiverdim:) Oysa ki liseye gidene kadar avukat olmak için can atan ben, sonrasında fikir değiştirip mühendis oldum da bu hızlı değişime ben bile inanamadım. Ne çabuk hayallere kapılıyoruz çocuklarımız söz konusu olunca... Her yaptıklarını birşeylere sebep - sonuç gösteriveriyoruz.. Ya da sanırım ben öyleyim :)


Bir çocuğunuz olunca, mesleğiniz ne olursa olsun çeşitleniveriyor uğraşı alanlarınız. Bir öğretmenseniz, mühendislik dalında çalışmalara imza atabiliyorsunuz; muhasebeci iseniz, eğitim dalında ek çalışma yapıyorsunuz yavrunuzun yanında. Karşılaştığınız sorunlara çözüm üretebilmek için yeri geliyor bir ar-ge departmanı gibi çalışıyor, fikir üretiyorsunuz. bizim çocuğun sabaha karşı ıslanmalarına eşim tarafında harika bir öneri geldi mesela. "bez firmaları, ürettikleri beze ne kadar sıvı alacağını yazsınlar:) " .. " 130 cc'ye kadar taşıma kapasitelidir, sızdırmaz, yüksek emiş gücüyle bebeğinizin popişi kuru kalır:P "  Yeri geliyor reklamcı yönünüz de ağır basıp, ar-ge faaliyetleri neticesinde elde ettiğiniz yeni ürünün reklam çalışmalarını bile tamamlıyorsunuz:)) " en iyisi 130cc, biz daha iyisini yapana kadar:) "


Yeni patron o mini mini eller oluyor hayatınızda. Beklemeye tahammülü olmayan, sistematik, uğraşı gerektiren bir patronunuz daha oldu işte, hayırlı olsun :) İşyerinde atölye denetimine çıktığınızda, eve gidince kendinizin de denetleneceğini unutmayın sakın:) Altını zamanında değiştirmezseniz, yemeğini zamanında vermezseniz, patron hemen tehlike sinyallerini vermeye başlar. Sonuçlar da size kdv olarak döner tabiki pişik, huysuzluk veya ağlama olarak...

Mesleki farklılıklarımız olsa da, uğraşı farklılıklarımız olsa da, tüm anne babalar " ebeveyn" olma çatısı altında buluşuyorlar ortak payda olarak.. İşiniz ne olursa olsun, yeter ki evdeki patronunuz iyi olsun)

Tüm minik patronları öpüyorum. Sevgiyle kalın...


Aynı yazı anarenklerde de yayınlanmıştır. İşte burada..
Related Posts with Thumbnails