Henüz çocuk sahibi değilken, eski evimizde üst kata bir kiracı gelmişti.
Hiç tanışmadık gerçi, ama biliyordum birkaç çocuğu olduğunu...
Bilyeyi bir yuvarlardı çocuklar odanın başından sonuna kadar tıkır tıkır giderdi, duyardım sesini...
Bazen daha da kalabalıklaşırlardı, farkederdim.
Sanırım misafirleri gelirdi, çocuklu misafirleri...
İşte o zaman salondan başlar yatak odasına kadar koşarlardı patır patır, duyardım seslerini...
Kızardım içinden, anneleri ne yapıyor bunların diye...
Annem ki, alt komşumuz rahatsız olacak diye kapıları yavaş örtmemizi söylerdi hep, yavaş ve yumuşak adımlarla yürümemizi...
Ama biz apartman hayatına geçtiğimizde ben 9 yaşındaydım, anlardım, kabul eder itaat ederdim zaman zaman çocukluklar yapsak da kardeşimle.
Zaman zaman iskandinav koltuklarımızın minderlerini yan yana dizip kendimize ev yaksak da,
üst üste dizdiğimiz minderlere koşarak "hooop" atlasak da, zaman zaman olurdu işte bu kudurukluklar:)
Akşam büyükbabamın pür dikkat dinlediği "8" ajansları başlayınca, yemek masamızın altına girer, sıkıntı içinde "off bitse şu ajans denen şey" derdim.
Zira seçeneğimiz de yoktu TRT1'den başka...
Çizgi film izlemezdik biz, oynardık, koşardık, eğlenirdik arkadaşlarımızla özgürce mahallemizin sokaklarında...
Ne bileyim, zaman içinde unuttum belki çocuk olmak ne demektir
Nasıl da durduramazdık oynarken kendimizi, nasıl da oyunun haricinde herşeye kulak tıkadığımızı...
Dedim ya, unutmuştum sanırım "çocuk olmayı" ben...
Bir zamanlar, üst komşumun çocuklarına söylenirdim içimden ne çok gürültü yapıyorlar diye
"Hiç saygılı değiller!" derdim...
Şimdi, alt komşumdan "hoşgörü" diliyorum:)
Çocuk olmak neymiş, oğlumla birlikte yeniden hatırladım...