TAVSİYE ET(ME)DİĞİM KİTAPLAR


BUKRE

Yazarı: Kahraman Tazeoğlu
Sayfa Sayısı: 304
Tür: Roman

Bukre, ilk okuduğum e-kitap oldu ( yoksa önce böğürtlen kışını mı okumuştum - bilemedim şimdi ). Öncelikle biraz bundan bahsedeyim. Özellikle epub uzantılı e-kitap'lar ( epub uygulaması ile okuyabiliyorsunuz ), kesinlikle harika. Epub ile altını çizebiliyor, kitap gibi sayfayı çevirebiliyor ve hatta sevdiğiniz sayfalara not kağıtları iliştirebiliyorsunuz. Bazı zamanlar olur hani, yanınızda kitap olsun istersiniz ama ne kadar az eşya o kadar iyidir ( iş seyahatleri gibi ), o gibi durumlar için e-kitaplar bulunmaz nimet. Özellikle kalın kitap taşımak istemiyorsanız deneyin derim. Ben Bukre, Böğürtlen kışı ve Romeo ve Juliet'i okudum şimdilik e-kitap olarak.

Neyse, geleli konumuza. Bukre, bir roman ama sanırsınız tam bir Türk filmi. Hani eski Türk filmleri vardır ya, konuyu az çok bilirsiniz, tahmin edersiniz. Bir de baştan aşağı dramadır. Nasıl anlatsam bilemiyorum ama içinde geçen iki - üç güzel cümle için katlandım. Ortaokul-lise çağları için iyi olabilir belki bilemiyorum ama bana fazlasıyla basit geldi.



Soğuk Kahve

Yazarı: Ahmet Batman
Sayfa Sayısı: 224
Tür: Anlatı ( ne demekse )

Ahmet Batman deyince son zamanlar bir akan suların durma hali var ortalıkta :) Ben bu kitabı öyle uzun uzadıya anlatmaya gerek bile görmüyorum, o derece sıradan, o derece kötü.. Tabi bu benim fikrim. Koca kitapta altı çizilecek birkaç cümle var onun için de bunca lüzumsuz sözle kendini yormaya gerek görmüyorum. Sabah uykum öylece duruyor, aynı bu kitap gibidir diye korkudan el uzatamıyorum :S Neyse ki kitabı satın almamışım. Bir arkadaşım göndermişti sağolsun.. Yoksa gerçekten içim yanardı...
 

İşte size güzel diyebileceğim cümlelerden biri.. Onun bile sıradanlığına bakınız. yani bu her yerde her daim duyduğumuz cümlelerden değil mi?


Yazarı: Nermin Kılıçman
Sayfa Sayısı: 190
Tür: Roman

Bir erkek ve bir kız, tanışıyorlar ve evlenmelerine kadar yüzlerce kez ayrılıyorlar. Evleniyorlar yine yüzlere kez ayrılıyorlar. Gel-git dolu bir hikaye. Hikaye de demeyeceğim, böyle anlamsız birşey. Yani böyle acımasız eleştirilerde bulunmak istemem ama malesef daha başka cümlem yok bu kitaba...

KOR - HASAN SARAÇ


1.   Bişnev in ney çün hikâyet mîküned                    Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned                                Dinle, bu ney neler hikâyet eder,                                ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.
2.   Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend                    Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend                                Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan 
erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

MESNEVİ'nin ilk 2 beyiti

Konya blogger etkinliğimiz'in 3.süne Timaş Yayın Grup'da sponsor olmuş ve bize Hasan Saraç'ın KOR isimli romanını göndermişti, burada bahsetmiştim. Kitabı okudum, çok kısa sürede bitirilen kitaplardan. Sürükleyici bir hikayesi var. 3 farklı kişinin, aşkın merkezi Mevlana'ya yolculuğu ve kendilerini bulmaları konu ediliyor kitapta. Zaman zaman tasavvuf sohbetleri şeklinde ilerleyen kitapta, Mevlana Hazretleri'nin öğretilerine de bolca yer verilmiş. Konya'nın Beyşehir ilçesinde başlayan olaylar sonra uluslararası boyutlara taşınıyor ve bu bahsi geçen 3 kişi en zonunda Konya'da Mevlana Türbesinde buluşuyor.

Bu üç kalbin arayış dolu öyküsünü okumak isterseniz bu kitabı tavsiye ederim.

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kitapta bazı konular hızlıca bitirilmiş. Mustafa diye biri var mesela, hani ayrntı vermeyeceğim ama sanki bir anda büyük bir değişim yaşıyor gibi. Bence o konunun daha ince ince işlenmesi gerekirdi. 

Yine de, güzel kitap. 

GRAVITY / I AM SAM / NOW IS GOOD VE POMPEII


YERÇEKİMİ

Tür: Bilimkurgu
IMDB Puanı: 8.0

Konusu: Dr. Ryan Stone zeki bir tıp mühendisidir ve emekliliğinden önce son görevine çıkan yetenekli ve deneyimli astronot MattKowalsky'nin yönetimindeki mekikte ilk uzay yolculuğuna çıkar. Her şey yolunda gibi görünürken rutin bir keşif yürüyüşü sırasında bir felaket yaşanır. Mekik çarpan bir cisim sonucu paramparça olur. İki bilim insanı uzay boşluğunda yapayalnız kalırlar. Yeryüzü ile iletişimleri tamamen kopmuştur ve sonsuz karanlıkla baş başadırlar. Şimdi korkunun yerini panik alır, üstelik var olan sınırlı oksijenleri de gitgide tükenmektedir. İkili eve, dünyaya dönüş yolunu bulabilecek midir? 
Y Tu Mamá También, Son Umut, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı gibi filmlerin yönetmeni ve ortak senaristi olarak tanıdığımız Meksikalı sinemacı Alfonso Cuarón'ın yönetmenliğini üstlendiği bilim-kurgu geriliminin başrollerini ise Sandra Bullock ve George Clooney paylaşıyor.

Yorumum: Özelikle oyuncuların kalitesi en baştan kendini hissettiriyor. Görseller bir harika. Ben filmdeki kadının çaresizliğini içimin en derinlerinde hissettim. Bir an için yapayalnız uzayda kaybolduğumu düşündüm, ürperdim resmen. Görseller ve oyunculuk o derece iyi yani. Bu sene izlediğim, beni en çok heyecanlandıran filmlerden biri oldu.

Mutlaka izleyin derim. 





I AM SAM

Tür: Dram
IMDB Puanı: 7.6

KonusuSam Dawson beyninde bir gelişme problemi olan, bu nedenle de yedi yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip olan, karısı tarafından terk edilmiş, kızıyla birlikte yaşayan bir babadır. Tüm zihinsel engellerine rağmen iyi bir sosyal çevresi ve mutlu bir ailesi olan Dawson'ın asıl sorunları kızı yedi yaşına geldiğinde başlar. Kızı Lucy'nin doğum günü partisinde eve gelen bir sosyal güvenlik çalışanı baba ve kızı trajik bir sona sürükleyecektir. 
Oscar olmak üzere çeşitli törenlerde ödüle aday gösterilen filmin başrollerinde ünlü oyuncular Sean Penn ve Michelle Pfeiffer bulunuyor.

Yorumum: Film ilk olarak Dakota Fanning ile ilgimi çekti. Onun o küçük sevimli hallerine bayılıyorum. Burada da çok iyi bir oyunculuk sergilemiş. O çocuğun "büyümüş" halleri görülmeye değer. Hele de 7 yaşında olduğunu düşününce, oyunculuğuna bir kez daha şapka çıkartmak lazım.

İzlemeden önce yorumlara bakmıştım, herkes muhteşem diye nitelendirmiş. Bana biraz sıradan, alışılmış bir konu gibi geldi. Hatta yer yer Kemal Sunal'ın "İbo ile Güllüşah" filmini bile anımsattı bana. 

Çok da can yakıcı yorum yapmak istemiyorum, yine de iyi izlenecek filmler arasında. Belki de ben yorumlardan dolayı beklentimi çok çok yüksek tutmuştum, belki  de o nedenle beni "sarsacak kadar" muhteşem bir film olmadığını düşündüm.. Kim bilir?


NOW IS GOOD

Tür: Dram, Romantik
IMDB Puanı: 7.3

Konusu: Tessa, lösemi hastalığına yakalanmış, gördüğü dört yıllık kemoterapi tedavisinin ardından doktorlar tarafından iyileşemeyeceği yönünde teşhis konulmuş gencecik bir kadındır. Ölümü kabullenen çaresiz Tessa son günlerini hastanede tedavi olarak ya da acı çekerek geçirmeyi istemez. Bu süreci sevdikleriyle birlikte olabileceği hayat dolu anlarla değerlendirmeye karar veren genç kadın ölmeden önce yapmak istediklerini sıraladığı bir liste hazırlamaya koyulur. 
Jenny Downham'ın 'Before I Die' isimli romanının beyaz perde uyarlaması olan filmin senaryosu ve yönetmenliği, ilk filmi 'Imagine Me & You' ile sinemaya giriş yapan yönetmen Ol Parker'a ait.


Yorumum: Yine bir Dakota Fanning filmi. Filmi yine çok büyük beklentilerle izledim. Ve evet sonuç yine beklediğim gibi çıkmadı. İzlenir mi, evet. Ama sıradan geldi bana yine. Konu zaten alışık olduğumuz bir konu. Ama sanki bir şeyler eksikti filmde. O dram bana geçmedi mesela. Oradaki çaresizlik, aşk acısı bende bir şey hissettiremedi. Benzer bir konusu olan "Kızkardeşimin Hikayesi"'ne bakınız neler yazmışım: 

"Bu film, kesinlikle kesinlikle harika bir filmdi. Zaman zaman boğazınıza düğümleniyor bir şey, yutkunamıyorsunuz. "

Yani işte bahsettiğim şey bu, bir şey eksik. Hissedemedim ben o duyguyu. Ama izleyecek filminiz kalmadıysa, bunu da deneyebilirsiniz. Vasat da olsa iş görür ne diyelim :)



POMPEII

Tür: Aksiyon, Macera
IMDB Puanı: 5.6

Konusu: Milattan önce 79 yılında, Vesuvius volkanı şiddetli bir patlamaya sahne olur ve bulunduğu antik Pompeii şehrini tehdit altına alır. Gemilerde köle olarak çalışan Milo, Naples'e gidecek olan gemide çalıştığı esnada bu patlama anına tanık olur. Olayın canlı tanığı olan Milo, bu dehşet anına ve sonrasında yaşananlara baktığında bildiği tek dünyanın, ateş ve küller nedeniyle yıkıma uğradığını fark eder. Öte yandan aşık olduğu Flavia da artık harabeye dönen bu olağanüstü güzellikteki şehirde hayatta kalmak için, patlamanın doğurduğu yıkıntıların arasında sığınacak bir yer aramaktadır. Flavia Roma komutanıyla evlenmesi için baskı altında tutulsa da Milo aşkı için savaşmaktan vazgeçmemiştir. Milo, Pompoii'ye geri dönüp hem gerçek aşkını hem de en yakın arkadaşını kurtarmaya karar verir. 
Resident Evil ve Death Race gibi filmlerin yönetmeni Paul W.S. Anderson'ın yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini Kit Harington, Kiefer Sutherland ve Emily Browning paylaşıyor.

Yorumum: Filmin IMDB notu görüleceği üzere 5.6.. Bu demek değil ki kötü bir film. Aksine evet iyidi. Ama eksik olan neydi ( bana göre ):

  • Konular hızlı hızlı ilerliyor, içinize sindiremiyorsunuz.
  • Karşınızdaki insan köle olarak yetişmiş ama sanki doğuştan savaşçı gibi, her türlü taktiği dövüş sanatını biliyor. Bunlar bana biraz abartı geldi.
  • Bir köleye, filmdeki soylu bir ailenin kızı ilk görüşte aşık oluyor. Yani öyle hızlı gelişiyor ki olay, olmaz böyle şey dedirtiyor.

Yine de...

İzlenebilir güzel bir aksiyon. Tabi tüm bu saydıklarımı görmezden gelirseniz...



İyi seyirler...

Ben sana gözlerimle hiç bakmadım ki


Sana bakınca ülkemin tüm renklerini görebiliyorum. Karadeniz'in huzurlu yeşili de var sende, Akdeniz'in diri mavisi de. İç Anadolu'nun buğday tarlaları gibi sarı yüreğinin bir yanı. Diğer yanı Canım Urfam gibi alabildiğine toprak kahvesi kokuyor. Kuşatan, sarıp sarmalayan bir iklimin var. Yanında esen rüzgarlar huzur kokuyor. Bunalmış gecelerin en ferah sade kahvesi de sensin, kararmış gönüllerin ilacı limonlu sıcacık çay da sensin. Yaz akşamlarının yasemin kokulu huzur dolu yürüyüşleri hep sana çıkar. Girdiğim her yol beni sana getirir. Evvelce gözlerimiz buluşmamış olsa ne gam! Sana bakınca aklıma/kalbime herhangi bir "acaba" gelmiyorsa, biliyorum ki sen O'sundur. Hemen tanırım seni. Bir yanım evet bir yanım hayır demez sana. Acabalarla çıkılan bir yolculuktan hayır gelmez insanoğluna. Sen tüm acabaları küremiş, tüm kaygıları yok etmiş de öyle gelmişsin bana. Gözlerimin rengi nedir diye sorma sakın. Bilemem. Ben sana gözlerimle hiç bakmadım ki utancımdan. Seni gözlerinden değil, yüreğinin renginden tanıyacağım. Yedi bayram geçmese de gönlüm yanında hep huzur dolu olacak. "Bu yardan atlarsam düşer miyim?" korkusunu değil, "O beni nasıl olsa tutar" rahatlığını yaşayacağım. 


Bu aralar kardeşim yanımda olmayınca, çok özlediğimden sebep olsa gerek, durmadan onun bloğunu okuyorum. Kelimeleri ustalıkla kullanan muhteşem bir yazar o bana göre. Çünkü yaşadığını yazıyor, hissettiğini anlatıyor. Belki de Urfa'yı çokça özlemesindendir güzel kelimelerin çıkış sebebi. Nasıl ki Ney inler özleminden, koparılıdıktan sonra anavatanından, onunki de işte o misal.. Özledikçe güzelleşiyor kelimeleri.

Özleyen konuşuyor anlayacağınız, baksanıza ben bile kaç gündür hep onun kelimelerine sarılıyorum, çünkü onu çook özledim...

Senden Başka Yok - Marian Keyes


SENDEN BAŞKA YOK

Yazarı: Marian Keyes
Sayfa Sayısı: 576
Tür: Roman


O son sözü duymak bile fazla inan
İyi niyet değil, şefkat değil, nerden bu dil

Kendine iyi bak deme , denmez saçma
Kendime bakarım elbet sen hiç korkma
Kendine kalıyor insan eninde sonunda
Sen bize iyi bak tanrım, sevdalı kullarına

Öncelikle, bu kitabı okuduğumda nedense Candan Erçetin'in "Saçma" şarkısı ile pek bir yakıştırdım. Eminim kitabı okursanız anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Bu kitabı, okuyucu yorumlarına bakarak almıştım. Genelde yorumlar şöyleydi:
"güldürerek anlatılan hüzünlü bir hikaye"

Evet, tam da böyle bir kitap bu. Büyük bir dram size öyle bir anlatılmış ki, böyle gülsem mi ağlasam mı modunda kalıyorsunuz :) Ben keyifli kitaplar okumayı seviyorum. Akıcı, yalın, keyifli bir dili olmalı kitabın. Çünkü yoğun çalışıyorum, serviste, öğle arasında, herhangi bir yerde sıra beklerken, her zaman ama her zaman kitabımı yanımda bulunduruyorum. Vakit değerli, boşa geçirmek israf gibi geliyor. İşte böyle zamanlarda da keyiflenmek, hüzünlenmek, başka bir hikayenin içine kayıp gitmek insanı - beni - çok dinlendiriyor. Benim tabirimle çerez kitaplardan biri bu, hoş vakit geçirebileceğiniz güzel bir hikaye...

Kitabın cep boy olanını almıştım, pek de şirindi böyle el kadar :) Bir kadın ve kocasının geçirdikleri bir kaza sonrasında yaşanan olaylar anlatılıyor. Tavsiye ediyorum...

Peynirli Konya Böreği


2 kg süt ile lor peyniri yapmışken, salatalarımda bu peyniri kullanıp kahvaltılarda da severek yerken, bir gün peynirden börek yapmak geldi aklıma. Bu tür şeyler aniden ve apansızın gelir aklıma :) Eserler yani arada :)

İşte böyle estiği bir gün kalktım, aşağıdaki malzemelerle bir hamur yoğurdum. Hamurun mayalanmasını 20 dk bekleyip, sonrasında içine malzemesini ( Tuzlanmış lor ve maydonoz ) koyarak aşağıdaki gibi şekil verdim. Bu bizim Konya böreğinin şeklidir. Eminim başka yörelerde de kullanılıyordur benzeri şekilller.

  • yarım kaşık kuru maya
  • 1/2 kilo un
  • yarım çay kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • yarım çay bardağından biraz daha az sıvıyağ
  • Ilık su


Mayalılarda en önemli şey zaman. Yani ne kadar süreniz var, sonuç o kadar güzel .Eğer zamanınız yoksa mayalı işine hiç bulaşmayın. Tepsiye böyle sıraladıktan sonra bekleyin ki mayalansın. En azından yarım saat bekletin ılık bir ortamda. Sonrasında 180 derece fırında pişene kadar bekletin.

Afiyet olsun :)

Küçük Arı - Chris Cleave


KÜÇÜK ARI

Yazarı: Chris Cleave
Sayfa Sayısı: 344
Tür: Roman

Öncelikle sizlerle " bu özel kitabın hatırı için" kitap tanıtımında ne yazıyor onu paylaşmak istiyorum:

Size bu kitapta ne olduğunu anlatmak istemiyoruz; çünkü gerçekten çok özel bir hikâye ve biz onu bozmak istemiyoruz. 

Yine de bu kitabı almanıza yetecek kadar bilmeniz gerektiğinden, sadece şu kadarını söyleyelim: 

Bu, yaşamları kaçınılmaz bir şekilde çarpışan iki kadının hikâyesidir. Ve biri korkunç bir seçim yapmak zorundadır. 

İki yıl sonra tekrar karşılaşırlar ve hikâye burada başlar... 

Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...



Evet, işte böyle tanıtımı kitabın. Bana gelirsek, lafa nasıl başlarım, nasıl nerden anlatırım hiç bilemedim şu an. Küçük arı, başlarda " bu da ne böyle" dediğim ama aldığım kitabı da bitirmeden bırakmak istemediğim ( ki yarım bıraktığım kitaplar da vardır yani ), o nedenle okuyup - okudukça da ne hayatlar var şu dünyada diye düşünmeden edemediğim, ender güzel anlatımlardan biri... Çok içten bir anlatımı var. Olayların içinde sanki anı yaşıyorsunuz. Kendinizi zaman zaman hesaba çekiyorsunuz. Yaşadığınız hayata bolca şükrediyorsunuz hatta okudukça...


Bir ara facebook'ta görmüştüm, eminim siz de görmüşsünüzdür. Kakao toplayan işçilere çikolata getiriyorlar, topladığınız kakaodan bu çikolatalar yapılıyor diyorlar. Adamların çikolatanın varlığından haberleri yok. Hepsi bir yana, tadına bakınca da inanamıyorlar o kakaodan böyle çikolatalar yapıldığına...

Öyle farklı hayatlar var ki...
Gezmeli
Okumalı
İzlemeli...

Ve sonrasında da şükredecek ne çok şeyimiz olduğunu tefekkür etmeli...

Siz mutlaka okuyun bu kitabı olur mu?

Related Posts with Thumbnails