Kelebek...


“Sadece yaşamak yetmez” dedi kelebek,
“Gün ışığı,
Özgürlük
Ve küçük bir çiçek de gerek…”

Hans Christian Andersen

Konya Belediyesi Kütüphaneleri


İşten ayrıldığımdan beri - ki şu an farkediyorum ki tam 4,5 ay olmuş - hiç kitap almadım. Gerek de duymadım ki bloğumu takip edenler ve yakın arkadaşlarım ne denli kitap okuduğumu da az çok bilirler. Neden kitap almadım, şu yukarda gördüğünüz mekan yüzünden :) Konya'da belediyenin harika bir hizmeti bu. Her mahallede birden fazla kütüphane, hemde son dönem hangi kitap çıktı, hemen kütüphanede. Artık sadece kütüphanemde bulunmasını çok istediğim kitapları edineceğim. Ne güzel bir hizmet değil mi?

Gül...


Annem dünyanın en güzel kadınıydı
En güzel gülümseyen kadını...

Suya şeker katsa
Sütlaç olurdu

Toprağa kül dökse / Gül...

Etuğrul 1890


Son birkaç aydır heyecanla beklediğim bir filmdi, gösterime girdiği gün gidip izledim. Yorumumu paylaşmak istedim çünkü çokça soran arkadaşım oldu film nasıldı diye.

Film neticede bir Türk filmi. Her ne kadar Türk - Japon ortak yapımı da olsa illa ki o Türk filmi tarzı vardı. Ama genel itibariyle güzeldi. Yani gittiğime ve beklediğime pişman değilim ben. Herşey bir yana, bu dostluk öyküsünü bilmeyenler ve unutanlar için güzel bir hatırlatma olduğunu düşünüyorum. Aslında konu biraz hızlı geçiştirilmiş. Japonya'dan dönen Türkler, yıllar geçse de Japonlarla mektuplaşmışlar mesela. Bu gibi ayrıntılar filmde yoktu. Ama dediğim gibi, güzel bir filmdi. En önemlisi gerçek bir hikayeydi.

Yan kısacası gidin izleyin derim ben...


Hakan Günday beni kitaptan soğuttun !


Yine bir kitap ile karşınızdayım. Şu sıralar bloğuma pek yazı yazamaz oldum, gerçekten yoğun oluğum bir dönem ancak en azından kitaplarla ilgili birkaç satır karalayıp buraları boş bırakmamam gerektiğini düşünüp son okuduklarımdan birini tanıtmak istedim.

Hakan Günday... Tanıyanlar, bloğumu okuyanlar biliyorlar ki yerli filmlere olduğu gibi yerli yazarlara karşı da bir önyargım var benim. Ve sanırım Hakan Günday artık benim yerli yazar okuma konusundaki son noktam oldu. Hani çok sevilen, çok övülen şeylere bir de bakarsınız ki boşboştur, anlamsız gelir size ya, aynen öyle. Hatta daha da beteri malesef. Bu kitabı elinie alıp sakın okumaya kalkmayın diye acımasızca bir yorum yapmakistiyorum. Çok basit, anlamsız, mantıksız ve "pis" bir hikayesi var. 

Demek ki neymiş, sürü psikolojiine son vermemiz gerekiyormuş. Herkes çok beğendi, çok okunanlar listesinde... Neye yarar !

Başlıksız Yazı

Öğrenmesi gerekli biliyorum;
tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona:
Her alçağa karşı bir kahraman,
her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.

Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona.
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen,
kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.

Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret.
Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların
ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği sessiz zamanlar da tanı.

Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan
çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret,
herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

Nazik insanlara karşı nazik,
sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken,
kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini
ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile
nasıl gülümseyebileceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret ona.

Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara
dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını,
fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret.

Ona nazik davran ama onu  kucaklama.
Çünkü, ancak ateş çeliği saflaştırır.
Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun,
Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.

Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.
Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım.
O ne kadar iyi, küçük bir insan, oğlum…

(Bu mektup, Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. Başkanı Abraham Lincoln tarafından oğlunun öğretmenine yazılmıştır.)

Son Kamelya


Yazın son günleri olmasın ne olur...
Daha parkın bahçenin tadına doyamadım...
Biraz daha, hayırlısıyla...



Related Posts with Thumbnails