Evimizin Yeni Üyesi


Evimizin yeni elemanı :) Yaklaşık 2 ay oldu evimize geleli. Eve geldiğinde 2.5 aylıktı. Şimdi neredeyse 5 aylık oldu. Gününü yemek yiyerek, oynayarak ve uyuyarak geçiriyor. Aşılarına elip giderken merakla etrafı izliyor. Adı Müezza. 


Keyif ehli, çok sevimli birşey. Bazen evde uzun süre olmadığım zaman gelince trip atıyor. Elime ayağıma dolanıyor. Sevdiriyor kendini. 


Tek sıkıntımız var ki, minik kuşumuz Karaca ile pek anlaşamıyorlar. Karaca'mı nerelere kaçırsam bilemedim ama elbet bir yol bulacağım. Karaca da bana geldiğinde 2 aylıktı. Bugün itibariyle tam 3 yaşında. İkisinin de güzel yılları olsun bizimle birlikte. 



Ay Işığı - Maupassant



Maupassant'ın okuduğum ilk kitabı 'Bir Mucizedir Yaşamak'tı. Ancak baktım da onun hakkında br ayzı yazmamışım. Anlaşılan bir süredir iyiden iyiye bloğu yavaştan almışım. Bu kitabı sizinle nasıl paylaşmadım ki hayret, beni Maupassant'a hayran bırakan kitaptır.

Nasip böyle olacak ki Ay Işığı'nı yazıyorum şu anda. Öncelikle Maupassant'ın farklı bir tarzı var. İnsana huzur veren, içine alan bir anlatımı var ki sizi adeta kitabın içine içine çekiyor. SAnki kitaptaki karakterlerin karşısında durup onları öylece seyrediyorsunuz. Uzun uzadıya ve sıkıcı betimlemeleri yok, ama net ve yalın bir biçimde anlatıyor size karakterleri ve olayları.

Ay Işığı ufak öykülerden oluşan bir kitap ki iindeki bazı öyküler de 'Bir Mucizedir Yaşamak'ta okuduğum öykülerdi. Bu kitapta en çok dikkatimi çeken öykü 'Toparlak' oldu . Hayatın, insaların acımasızlığını suratınıza tokat gibi vuran b,röykü bu. Hiç de bizlere uzak olmayan bir anafikri var.

Söylemesi benden, okuması sizden... İyi okumalar...




Kuyucaklı Yusuf



Kitabın yorumuna başlamadan önce, Sebahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı Kürk Mantolu Madonna ile ilgili yazdığım yazıyı okumak için şuraya tık...

Kürk Mantolu Madonna, tartışma kabul etmez harika bir kitap. İçinde öyleparagraflar varki günlerce düşündürebilir sizi. 

Gelelim "Kuyucaklı Yusuf" a.

Kitap bir cinayetle başlayıp, yine bir cinayetle bitiyor. Sebahattin Ali'nin dramatik yüzü bu kitaba da hakim. Anlatımlar da hikaye de güzel. Tabi güzel derken, Kürk Mantolu MAdonna'daki o tadı almanız mümkün değil. Ama lezzetli bir kitap, okunası... Saf temiz bir aşkın, parçalanan hayatların, feda edilen yaşamların, Kuyucaklı temiz Yusuf'un hikayesi. 

Okuyun, eminim beğeneceksiniz.

Castaway On The Moon ( Kim's Island )



Yönetmen: Hae-Jun Lee
Süre:116
Dil:Korece
IMDB:7.8
Tür:Komedi , Romantik, Dram
-Oyuncular-
Jae-yeong Jeong 
Ryeo-won Jeong 
Yeong-seo Park 
Kyeong-jin Min 
Sang-hun Lee 
So-yeon Jang 
Mi-kyeong Yang
Konusu:

Kim adında bir adam kendini Han Nehri'nin karanlık, suskun sularına atar. Uyandığında üstü başı kumla kaplanmış, yerde yatmaktadır. O zaman, kendisini öldürmeyi başaramadığını ve nehirde bilinmeyen bir adaya sürüklendiğini anlar. Nehir kenarındaki binalardan birinin bir dairesinde yıllarca odasından dışarıya adımını atmamış bir genç kız vardır. Bir gün dürbünüyle bakmaktayken bir ada üzerinde tek başına yaşayan bir adam gözüne ilişir ve merak eder. Günler günleri kovalarken, adamın yalnız ama halinden hoşnut yaşamı merakını öylesine artırır ki onca yıldan sonra odasından dışarı çıkmasına sebep olur.

Yukardaki bilgiler Yeppudaa.com'dan alınmıştır. 

Eşimin yurtdışında olduğu birgün, kardeşimle şöyle bizi gülmekten çatlatacak bir film izleyelim diye sözleştik. Filmi ben bulacaktım ve akşamüzeri izleyecektik. Burdan yeppudaya saygılar sunuyorum, tür kısmına yukardadagöreceğinizgibi komedi yazmışlar :) Tamam kabul ediyrum ben de komedi yazısını görünce direk atladım çünkü sürekli karşıma çıkan ve izlenecekler listemde olan bir filmdi bu. Aynı zamanda IMDB notu da 8.2 olunca kesin bunu izlemeliyiz dedim. 

Tabi biz filmi açtık, keyifle oturduk güleceğimiz hatta yerlere yatacağımız yerleri bekliyoruz ama film bir intihar sahnesiyle başladı. Dur daha filmegiremedik, başlıyoruz diye diye de filmi bitirdik. 

Evet gülmeyi bekledik gülemedik ama film nasıldı ondan bahsedeyim biraz. Film, çok grift, bilmecegibi, izledikçe size umman gibi şeyler anlatan felsefi değeri bulunan çok çok farklı bir filmdi. Hatta ben bu filme Kafka'nın Dünüşüm'ü tadında diye bir yorumdada bulundum kardeşimle konuşurken.

Siz oturun bu filmi izleyin ama komedi beklentisiyle değil :)



The Princess' Man ( Kore Dizisi )



Diğer ismi:Gongjooeui Namja
Tür: Romance ,Drama
Bölüm sayısı:24
Yayın tarihi:20/07/2011
KBS2
Çarşamba-Perşembe

Yönetmen:Kim Jung Ming
Senarist:Jo Jung Joo

Oyuncular;

Park Shi Hoo-Kim Seung Yoo
Moon Chae Won-Lee See Ryung
Song Joong Ho-Shin Myun
Hong Soo Hyun-Princess Kyung Hye 
Lee Soo Jae-Kim Jong Seo
Lee Min Woo -Jungjoong

Konusu:

Veliaht Prens Suyang'ın güzeller güzeli kızı olan Prenses Lee Se-Ryung merakına olan düşkünlüğü ile tanınan ,ince eleyip sık dokuyan başka bir tabirle ,enine boyuna araştırmayı kendine hobi haline getirmiş bir prensestir.Ancak kaderin bir cilvesidir ki babası veliaht Prens Suyang'ın taht hakkını elinden almaya çalışan General Kim Jongseo 'nun oğluna geri dönülmez bir şekilde aşık olur.Ancak bu aşk Romeo ve Juliet'inkinden farksızdır.

Yukarıdaki bilgiler Yeppudaa.com'dan alınmıştır.


Prens Suyang'ın kızı Se Ryung, yaşıtlarından farklı hobileri olan bir kızdır. Birgünbabsının kendini evlendirmek istediği Profesör ile tanışmakiçinprensesle kısa süreli yer değiştirirler ve profesörle birbirlerine aşık olurlar.


Ancak Se Ryung'un babasının taht merakından dolayı istenmeyen olaylar olur. En kötüsü de sevdiği adamın ailesinin başına gelenler ve Profesörle ayrı düşmeleridir. 



Aradan zaman geçer, profesör yaşadıklarının da etkisiyle bambaşka biri olarak geri döner. Artık tek düşündüğü intikam almaktır. 


İntikamı ve sevdiği kadın arasında gidip gelir ve sonudna birkarar verir. 


Gerisini artık size bırakıyorum. Tadından yenmez bir diziydi. Siz de benim gibi Romantik / Dramatik / Tarihi dizileri seviyorsanız beni izlemeye devam edin :)

Önerdiğim diğer dizileri okumak isterseniz buradan alayım sizi...


Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo


Diğer Adı: Startling with Each Step
Yönetmen: Kim Kyu Tae
Senarist: Jo Yoon Young
Kanal: SBS
Bölüm Sayısı: 20
Yayın Tarihi: 29 Ağustos 2016
Yayın Günleri ve Saati: Pazartesi ve Salı/22.00
Dil: Korece
Ülke: Güney Kore

Bir dizinin daha sonuna geldik. Son bölümleri artık yayınlansın diye gözünün içine baktığım, ancak son iki bölümünde beni fazlasıyla üzen bir senaryoya sahip bir dizi bu. 2016 dizilerinden ve henüz yeni bitmiş bir dizi. Sıcağı sıcağına yorumlamaya geldim :)


Dizi, Çin versiyondan uyarlama. Uyarlaması böyleyse aslı nasıldır diye düşünmedim değil. Beni çokça etkileyen bir dizi oldu. Tarihi - Kore film/dizilerine bayılıyorum zaten. Kıyafetleri, konuşmaları, saçları vs. tarihi yapımlar bir harika bence. 

Dizi Goryeo döneminde geçiyor. Şimdiki zamanda bir genç kız kötü bir olay yaşıyor, bunun sıkıntısıyla göl kenarında otururken olanlar oluyor. Güneş tutulması anında geçmişe, Goryeo dönemine gidiyor. 

Bir kere kızın ( Hae Soo ) Goryeo'ya gittiğinde yaşadığı şaşkınlık görülmeye değerdi. Her ne kadar dram türünde bir dizi olsa da, baslarda insanı tatlı tatlı gülümseten yanları da vardı. 


Aslında film o dönemlerin hayal kırıklıklarını, taht kavgalarını öyle güzel anlatmış ki bazı taşlar bende yerine oturdu desem yeridir. İstemese bile, tahta çıkan kişinin o düzene "mecburen" ayak uydurmak zorunda kaldığı bir dönem bu. 


Lee Joon Gi ( 4. Prens Wang So ), herkesin kendinden korktuğu ve çocukluğundan itibaren annesi tarafından dahi kabul görmemiş bir prenstir. 


Prensin yolu Hae Soo ile karşılaşır. Yüzündeki yara izinden dolayı sürekli dışlanmış olan prense HAe Soo hiç yara izi yokmuş gibi davranır ve Prens Hae Soo'yı sahiplenir. Dahasını da anlatasım var ama şimdi burda ufak bir spoiler versem izlemeyenler kesin beni topa tutarlar :) Zira çokça beğeni alan bu dizi hakkında spoiler demek ölüm demek gibi birşey :)


Ben bu ufak kızın, bu korkulan adama olan aşkını çok temiz buldum, çok sevdim. Ancak bir anda çok beğenilenkarakterlerin bile o tahta çıktıktan sonra dönüştükleri halleri de beni ürkütmedi değil. Yok arkadaş gerçekten iyi dönemlerde yaşıyoruzbiz. Aman aman! 

Finalde filmi öyle bir bağladılar ki, sanki ikinci sezonu yayınlanacak gibi hissedip "Hadi İnşallah" dedim. 

Tarifi Dram konularından hoşlanıyorsanız bu diziyi sakın kaçırmayın. 


Hint Dizileri Hakkında Öngörüler

Son yıllarda Hint dizileri ülkemizde oldukça popüler bir hal aldı. Aslında uzun zamandır bu diziler hakkında yazmak istiyordum ama olmadı. Tabi ben bu yazıyı yazana kadar birçoğunuz belki de bu dizileri izlediniz bile :) Ben de bu nedenle dizi tanıtımlarını daha sonra yazacağım, bu diziler arasında bir sıralama yapacağım. Ama bundan önce, izlediğim tüm Hint dizilerinden edindiğim bir öngörü var.

1. Dizilerin neredeyse tamamında en başta başrol kadın ve erkek arasında bir husumet, kin, nefret var ama bir şekilde yolları birleşiyor. Sanırım Hintliler de bizimgbi biraz acıdan ve olayları dramatize etmekten hoşlanıyorlar.

2. Dizilerin tamamında dine çokça yer verilmiş. Başlarına iyi birşey gelirse hemen şükrediyor, kötü birşey gelirse de hemen duaya başlıyorlar. Tapındıkları putları bir sürü ve hangisine hangi durumd tapınacaklarını da iyi biliyorlar.

3. Her dizide mutlaka müzik ve dans var. Anlaşılan dans Hint kültüründe önemli yer alıyor. Festivalleri çok renkli ve çok danslı oluyor. Ayrıca sürekli birileri diğerlerine boya sürmeye çalışıyor. Ruhları renkli galiba bu insanların. Ya da hayat onlar içinoldukça zor ve böyle boyalarla vs hayatı renklendirmeye çalışıyorlar.

4. Bolca Jalebi ve Golgappa yiyorlar. Tatlı yeyip sürekli dans eden insanlar :)

5. Bu maddeyi yazmaya elim varmıyor çünkü hoşuma gitmiyor bu konu. Hintkültüründe anladığım kadarıyla kadınlara pek değer verilmiyor. Bunu özellikle evlenmek isteyen kızların damat adayı için 'başlık parası' vermesinden anlıyoruz. Sanki bir kadının koca bulabilmesi, onun şükredilecek muhteşem bir nimete sahip olması anlamına geliyor. Bir erkeğin evlenmekten vazgeçmesi, bir kız için ölümlerden ölümbeğenmek demek. Bunun yanında, kocası nasıl daranırsa davransın kadının sürekli kocasının hizmetinde olmsı, onun bazı görevleri olduğunun hatırlatılması, buna karşılık kocaya bu konuyla ilgili hiçbir söylemde bulunulmaması da, acaba kocanın kadına karşı hiç mi görevi yok diye düşündürüyor. Kadın sabah kalkar kalkmaz hemen çay hazırlıyor. Kocası kahvaltısını bitirene kadar başında bekliyor, hatta bazen elleriyle onu yediriyor.

Benim tespitlerim şimdilik bu kadar. Var mı sizin de eklemek istedileriniz?
Related Posts with Thumbnails